Potemkin’in Ankara’sı
Kabaca bir tanım olarak Potemkin Köyü, görünmesi istenmeyen bir silüeti, yapıyı ya da durumu gizlemek için inşa edilen yalancı cepheleri ifade eder.
Mekanın makyajlanması, saklanması ya da farklı bir formda belirli bir zümreye görünür kılınması, mimarlık tarihi literatüründe eğlenceli bir tarihsel spekülasyon ile “Potemkin Köyü” olarak anılır. Kabaca bir tanım olarak Potemkin Köyü, görünmesi istenmeyen bir silüeti, yapıyı ya da durumu gizlemek için inşa edilen yalancı cepheleri ifade eder.
Terim ismini bir Rus komutandan, Çariçe 2. Katerina’nın sevgilisi de olan Grigory Potemkin’den alır. Her ne kadar mimari eleştiride çokça kullanılan bir örnek olsa da olayın gerçekliği tartışma konusudur ve gerçek olup olmadığı kesin değildir. Ancak yine de hikaye odur ki, 1793 yılında Ruslar Kırım’ı Osmanlıdan ilhak edince (tarih belki de gerçekten de tekerrürden ibarettir), bölgeyi kolonileştirme ve Karadeniz'de bir Rus donanması kurmak için gerekli faaliyetleri gerçekleştirme görevi, Osmanlı Rus savaşında da en üst rütbeli generallerden biri olan Grigory Potemkin’e verilir. Ancak bütçe eksiklikleri sebebiyle istenildiği hızda ilerlemeyen süreç, Çariçe Katerina’nın bölgedeki gelişmeleri görmek ve yeni Rus topraklarını denetlemek için Dinyeper nehri boyunca bölgeye bir seyahat kararı almasıyla iyice zor bir hal alır.
Bu acil duruma cevaben Grigory Potemkin, Dinyeper kıyıları boyunca Çariçenin uğrayacağı bölgelere sahte kasabalar inşa etmeyi geçici bir çözüm olarak bulur. Ancak mevzu bahis kasabalar sadece cephelerden oluşacak setlerden başka birşey değildir. Sahneyi gerçekçi kılmak için ise Rusya'nın içlerinden getirilen köylüler, Kırım’daki yeni mutlu kasabalarının oyuncuları olarak bu dekorlara eklenir. Kasabalar Dinyeper nehri boyunca defalarca inşa edilip sökülür ve bölgenin gerçekliği Çariçenin gözünden saklanmış olur. Herşey “olması gerektiği” gibidir ve bunu görmesi gereken tek kişi Çariçedir. Otoritenin görmediği/göremediği durum yok hükmündedir. Mekan birileri için makyajlanmış ve değiştirilmiştir, ancak bu özne, mekanın kullanıcıları değildir.

Her ne kadar muhtemelen gerçek olmasa da anlatıda yer eden bu olay, gerçek olmasına ihtiyaç duymayan bir referansa dönüşmüştür. Hikayenin kendisi gerçek olmasa bile, hayaleti dünyada dolaşmaya devam eder. Geçtiğimiz ay ise Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesiyle bize de uğradığı söylenebilir.
Kent mekanı kimin için organize edilir ve kentte hakkı olan kimdi sorgulamaları eşliğinde bakıma giren Ankara, NATO heyetleri güzergahları başta olmak üzere çeşitli onarımlara sahne oldu. Sosyal medya ve haberlerde yoğun bir şekilde konu edinilen durum bir Türkiye klasiği olarak kimilerince beğenildi kimilerince yerildi.
Ancak mimari açıdan tartışılan durum, kent mekanının kimin için olduğu ve mekanın bakımının ya da inşasının hedeflerinin kimler olduğu yönünde. Öğretmenler Caddesindeki yol bakım çalışmalarının kalitesi mizahi bir anlatımla herkesçe takdir toplarken, bunun yıllar boyunca yapılabilirken neden bugüne kadar yapılmadığı sorusu üzerinden eleştiriler yükseldi. Kenti kentli için ihya etmek yerine, devletin prestiji ve uluslararası platformdaki yeri için ihya etme arasında temellenen tartışmalar, mekanı öznesi haline getirirken, toplumun mekan ve siyaset ile arasındaki bağları da tartışmaya açıyor. Sırf bu tartışma ile devlet toplum ikiliği ya da tekliği görünür kılınıyor denilebilir. Sadece mekan organizasyonu ve bunun beğenilip beğenilmemesi, hafif ve geçici bir tartışmadan ziyade, toplumun devleti nasıl anladığı, demokrasi ile nasıl temellerde birleştiği ya da onu ne şekilde içselleştirdiği arasında bir anlatıyı ortaya çıkarıyor. Mekanı politik kılan ve mimariyi ya da planlamayı sadece birer estetik ürünü olmaktan çıkaran durum da işte tam olarak bu.

“Ankara’da 28 Haziran-10 Temmuz arası eylem, stand açma, çadır kurma, bildiri veya broşür dağıtma, afiş ya da pankart asma suç kapsamına alındı’’ açıklaması da bahsettiğim politikliğin kanıtı olarak alınan önlemler arasındaydı. Mekanın politik ve demokratik kullanımının askıya alınması, mekan üzerindeki tahakkümün mutlaklaşması ve mekanın kullanım kararının tek elden yönetilmesi, günün politik koşulları hakkında mekansal kanıtlar sağlıyor.
Yine farklı bir uygulama olarak öne çıkan taksicilere gri pantolon beyaz gömlek zorunluluğu ve kolonya-lokum ikramı, Potemkin köylerine getirildiği iddia edilen Rus köylüsünden farklı bir durum gibi durmuyor. Esenboğa Havalimanını şehre bağlayan “protokol yolu” ve Turgut Özal bulvarına yerleştirilen panolar ve onların ardında kalan yaşam alanları ve dükkanlar, kentte yeni ve geçici bir cephe oluşturdu. “Sosyal medyada ‘NATO Zirvesi nedeniyle liderlerin göz zevki için binaların ve gecekonduların önüne set çekiliyor’ şeklinde iddialar yer aldı.’’ Ancak bu söylemler dezenformasyonla mücadele merkezince yalanlandı. Bu bilgilerin gerçeklikleri de, o günlerde Ankara’da olanlar dışındaki, haberleri farklı kaynaklardan alan bizler için ise bilginin dolaşımının güvenilirliği soruları arasında takip edildi.
Görseller:
Kapak görseli: Gregor Sailer’ın “Potemkin Village” adlı Fotoğraf Serisinden bir görsel
https://www.gregorsailer.com/The-Potemkin-Village
- Görsel: Gregor Sailer’ın “Potemkin Village” adlı Fotoğraf Serisinden bir görsel
https://www.gregorsailer.com/The-Potemkin-Village
- Görsel: Ankara’da Nato zirvesi panoları Eurotopics sitesinden alınmıştır. https://www.eurotopics.net/tr/359975/nato-zirvesi-yaklasirken-ankara-da-olaganuestue-hal
Not:
Nato zirvesi sürecinde Ankara’da gerçekleşen uygulamalar BBC Türkçe haber sitesinden alınmıştır.
https://www.bbc.com/turkce/articles/c8x22v27elgo