Mimarın Portresi no.1 : Jean Nouvel-Mimarlık ve Entelektüelite

Mimarın Portresi no.1 : Jean Nouvel-Mimarlık ve Entelektüelite

Mimarın Portresi no.1 : Jean Nouvel-Mimarlık ve Entelektüelite

Mimarın portresi serisinin ilk yazısında, Jean Nouvel mimarlığını ve onun Jean Baudrillard ile yaptığı konuşmaları konu alan “Tekil Nesneler” kitabı üzerinden bu konulara odaklanacak ve önemli mimarların tasarım süreçlerine yön veren düşünsel dünyalarının içerisine girmeye çalışacağız.

Mimari tasarım pratiğinin ya da eleştirisinin çoğu zaman estetik ve güzel görünüm üzerinden yapıldığı sıkça karşılaşılan bir durum. Özellikle meslekten gelmeyen birinin bu tuzağa sürüklenmesi ve bir yapıyı ya da tasarım sürecini yalnızca gözü ile eleştiriye tabi tutması çok da nadir sayılmaz. Mimarın portresi serisinin ilk yazısında, Jean Nouvel mimarlığını ve onun Jean Baudrillard ile yaptığı konuşmaları konu alan “Tekil Nesneler” kitabı üzerinden bu konulara odaklanacak ve önemli mimarların tasarım süreçlerine yön veren düşünsel dünyalarının içerisine girmeye çalışacağız. Jean Nouvel’in deyişiyle “..artık göz değil haz almayı sağlayan, zihin..” (32) sözünün altını doldurmaya çalışacak ve görsel bir estetik anlayışının gücünü kaybedişinin peşine düşeceğiz.

 

Jean Nouvel, 1945 yılında dünyaya gelen, dünyaca ünlü bir Fransız mimar. Onu bu derece ünlü yapan unsurlardan biri dünyanın en prestijli mimarlık ödüllerinden olan Pritzker ve Aga Han Mimarlık ödüllerinin ikisini de kazanan nadir mimarlardan biri olması. 81 yaşında mimarlığa devam eden Nouvel’in mimari dilinin göze hitap eden estetik mabetler olmaktan ziyade, zihne odaklanan post modern yapılar olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz diye düşünüyorum.

 

Nouvel, salt estetik saiklerden ziyade, tasarım süreçlerini kavramlar üzerinden yönlendiriyor. Yani mimari tasarım sürecine başlarken, bir malzemeye olan hayranlık ya da formsal bir temel üzerinden kalıplaşmış bir estetik formülü takip etmiyor. “Tekil Nesneler” kitabında çokça referans verdiği “Fondation Cartier pour l’art contemporain” yapısında muğlaklık kavramı ile kurduğu ilişki çok açık bir şekilde görülebiliyor. Yapıyı anlatırken mekanlardan, kent ile kurulan ilişkiden ya da estetikten bahsetmiyor. Çünkü bunlar gözün gördüğü unsurlar ve onun mimarlığı gözün gördüğünden daha fazlasını barındırıyor. Postmodern mimarlığın klasik mimariden ayrıldığı en temel unsurlardan biri de bu olarak öne çıkıyor.

 

“Camın saydamlığı ya da saydamsızlığını sergileyen madde ile ışık arasındaki ilişki örneğin biçimsel mekansal parametrelerden çok daha fazla ilgilendiriyor beni.” (71)

 

Malzemeye estetik bir değer atfekmeksizin, onun özelliğini mimari bir fikre dönüştürme ve bu dönüşümden sonra elinde kalan ile yapıya dahil etme çabası, fiziksel gerçeklikten ziyade, entelektüel bir inşa eylemini ele veriyor.  Cam, Nouvel için kullanılacak bir malzeme değil ancak mimarlığın yapılışını sorgulayacak, kendisini tarihsel bir çerçevede konumlandıracak bir ürünü ifade ediyor. Bunu yapabilmek için mimar, gözden fazlasına, entelektüel bir birikime ihtiyaç duyuyor. Tarihsel anlamda nerede konumlandığı, kendinden önceki mimarlıkların neyi nasıl yaptıkları, bunların dönüşüm serüvenleri ve içinde bulunulan zamanın bu tarihsellikler ile olan bağlarının farkındalığı, mimari tasarımın geliştirilmesi için ana unsurlara dönüşüyor.

 

            “Ben binalarımda sanallık etkileriyle, görünüş etkileriyle oynamaya çalışıyorum. Maddenin orada olup olmadığı soruluyor; sanal görüntüler yaratılıyor, muğlaklıklar yaratılıyor… Fondation Cartier’de görülenin gökyüzü mü, yoksa gökyüzünün yansıması mı olduğu bilinmiyor, genelde ikisi de görülüyor ve bu muğlaklık çoklu görünüşler oyununu yaratıyor ve aynı zamanda bina, saydamlığın, sergileme mekanıyla ilişkili olan en temel işleviyle de oynuyor.” (73)

 

Görsel 1: Fondation Cartier pour l’art contemporain

 

Peki bir kavramın bu kadar kafaya takılmasının anlamı ne? Neden göze güzel gelen bir yapı mimarı anlamda yeterli değil? İşi bu kadar karmaşık hale getirmenin ne anlamı var?

 

Bu soruların cevabı mimarlık pratiğinin toplumların geçirdiği değişimlerden azade olmayışında gizli. Toplumların sorgulamaları, ekonomik gelişimleri ya da olanakları diğer herşeyi değiştirdiği gibi mimarlığı da etkiliyor. Nouvel örneğinde ise muğlaklık tartışması modern ile postmodern arasında bir çizgi çiziyor. “-izm”ler arasındaki farkın formlarda değil de anlamlarda gizli olduğuna dair bir fikir öne sürüyor. Baudrillard'ın sözleriyle “muğlaklık…bu gerçekten de modernitenin sonu… Araştırılan her şeyin muğlak, ikircikli, tersinebilir, geçici olduğu andan itibaren modernite biter…” (43). Nouvel ise bu düşünceyi sözleri ile değil ancak mimarlığı ile gösteriyor. Mimarlığın bir anlatım biçimi olmayı sürdürdüğü, görsel anlamda değil ancak entelektüel bir anlamda devam ettiği ise burada biraz daha görünür oluyor.

 

Tête Defense için açılan yarışmaya sunduğu ve ikincilik ödülü alan, bu yüzden de hayata geçmemiş olan bir başka projede, entelektüel bilginin Nouvel’in tasarım sürecindeki rolü bir başka boyutuyla görünür oluyor; tarihsel bilinç ve birikim.

 

“Projem geleneksel Alberti* perspektifini aşma girişimiydi: tamamlanmamış bir tuval olarak gökyüzü. Klasik çağda, tamamlanmamış tuvallerde boyanın altında ekose dama çizgileri görünürdü.” (67)

 

Görsel 2: Tête Defense_ Mimari yarışma 2.lik ödülü

 

Görüldüğü üzere tasarımı öne çıkaran unsurların temellendirmeleri görsel ya da estetik unsurlardan ziyade entelektüel bilgiye dayanan temellendirmeler. Mimarın düşünce yapısı açıklık ve kapalılık, doluluk ve boşluktan ziyade tarihi referanslara dayanan bir izlek sunuyor.

 

Elbetteki bu mimari üretim sürecinin böyle olması gerektiğini göstermiyor ancak bir mimarın aklının nasıl çalışabileceği ve mimari tasarım sürecine dahil olabilecek konuların ne kadar geniş bir spektruma yayılabileceği hakkında fikirler veriyor. Modern mimarlık ile postmodern mimarlığın farkına da ve çağdaş sanattaki göz ile zihin arasındaki kaymanın mimarlık alanındaki yansıması açısından da güzel örnekler oluşturuyor.

 

 

*Leon Battista Alberti (1404-1472): İtalyan Rönesansının önemli ismi. Mimarlık, sanat, felsefe ve farklı dallarda ürünler vermiş çok yönlü bir rönesans insanı.

 

Kaynak:

 

Metindeki referanslar ve sayfa bilgileri Ketebe Yayınlarından çıkan “Tekil Nesneler: Mimarlık ve Felsefe” (Jean Baudrillard-Jean Nouvel) kitabının Ağustos 2025 tarihli 1. basımına aittir.

 

Görseller:

 

Kapak resmi: dezeen sitesinden alınmıştır.

 

Metin içi görseller: jeannouvel.com sitesinden alınmıştır.