Artist Spotlight ‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’: Pınar Polat

Artist Spotlight ‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’: Pınar Polat

Artist Spotlight ‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’: Pınar Polat

‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’ temalı Artist Spotlight yazı serisinde, her hafta bir sanatçının üretim pratiğine ve sanatsal yaklaşımına odaklanacağız.

Sanatçı: Pınar Polat  | Ed. Seda İstifçiel

 

Decollage Art Space olarak başlattığımız açık çağrı ile her sene ODAK sergisinde yeni ve henüz geniş kitlelere ulaşmamış sanatçılara alan açıyor, bu sanatçıların üretimlerini nitelikli bir sergileme alanında izleyiciyle buluşturuyoruz. Profesyonel bir bağlamda temsil edilmelerini sağlamak ve uzun vadeli bir sanat yolculuğuna eşlik ederken "Artist Spotlight" yazı serimiz ile de onları yakından tanıma fırsatı yakalıyoruz.

Kurum olarak sanatçılarla sanat ekosistemi arasında sürdürülebilir ve nitelikli bağlar kurmayı önemsiyor, bu röportajlar ile sanatçıların profesyonel sanat süreçlerini geniş kitlelerle buluşturmayı arzuluyoruz. Artist Spotlight serisinin, güncel sanat ortamında karşılaşmalara alan açarak güçlü bir ağ kurmanın da zeminini hazırlayacak bir platform olmasını hedefliyoruz.

Artist Spotlight ‘Bir sanatçı bir hikaye’ projemizin bu serisinde “ODAK'25” sergimizde yer alan sanatçılarımız ile konuştuk.

 

Öncelikle sizi kısaca bir tanımak isteriz. Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

 

1988’ de Kayseri’de doğdum. 2019 yılında Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Cam ve Seramik Bölümü’nü Fakülte birincisi olarak tamamladım. 2023 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Seramik Sanat ve Tasarım Ana Sanat Dalında “Sanatta Çocuk İmgesi ve Çocukluk Sosyolojisi Bağlamında Seramik Uygulamalar” konulu yüksek lisans sanat eseri raporunu tamamladım. 2019- 2022 yılları arası Bodrum Sağlık Vakıf’ı Gamze Çarmıklı İş ve Sanat Atölyesinde gönüllü olarak çalıştım. 2022-2023 yılları arası özel bir atölyede seramik sanat eğitimi verdim. 2023 yılında 6-12 yaş arası çocuklardan oluşan gruplar ile İnsanca Yaşam Derneği‘ nin Eğlenceli Sanat Atölyesi Uygulamaları projesi kapsamında sanat eğitmeni olarak çalıştım. Şu anda sanatsal üretimlerime devam ederken bir yandan da Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi' nde Misafir Öğretim Görevlisi olarak ders vermekteyim.

Üretim pratiğimin merkezinde çocukluk, bellek, göç ve kırılganlık gibi temalar yer alıyor. Kişisel hafızamla toplumsal hafıza arasındaki geçirgen alanlarda dolaşmayı önemsiyorum. Figürle çalışıyorum; özellikle çocuk figürü benim için hem tanık hem de taşıyıcı bir beden. Heykel, yerleştirme ve zaman zaman metinle birlikte düşünen bir üretim hattım var.

 

Sizin için sanat nedir? Sanatla kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Sanat benim için bir ifade biçiminden çok bir karşılaşma alanı. Kendimle, geçmişle ve izleyiciyle kurulan sessiz ama yoğun bir temas. Cevap vermekten çok soru açan, bazen iyileştiren bazen de rahatsız eden bir alan. Hayatın ağırlığını başka bir dile tercüme etme çabası diyebilirim.

 

 

Üretim sürecinde sizi en çok besleyen anlar hangileri? Hangi anlarda üretimin kendiliğinden aktığını hissediyorsunuz?

 

Üretim sürecinde beni en çok besleyen anlar, malzeme ile aramdaki ilişkinin eşitlenmeye başladığı anlardır. Özellikle seramikle çalışırken toprağın direnci, kırılganlığı ve hafızası bana yön gösterir. Tasarladığım form ile malzemenin izin verdiği form arasındaki o gerilim alanı, üretimin en canlı kısmını oluşturur.

Üretimin kendiliğinden aktığını ise zihinsel kontrolün geri çekildiği anlarda hissediyorum. Çocukluk temasıyla çalıştığım için bu hâl bana çoğu zaman oyuna dalmış bir çocuğun zaman algısını hatırlatır. O noktada akıl plan yapmayı bırakır; el, sezgiyle hareket eder. Zamanın silikleştiği, atölyedeki sessizliğin yoğunlaştığı o anlarda üretim “yapılan” bir şey olmaktan çıkar, “oluşan” bir şeye dönüşür.

Beni besleyen bir diğer an ise üretimin atölye dışında başladığını fark ettiğim anlardır. Sokakta bir çocuğun bakışı, göçle yer değiştirmiş bir ailenin hikâyesi, bellekte aniden beliren bir çocukluk görüntüsü, gazetedeki bir yazı, okuduğum bir şiir...Bunlar çoğu zaman eserin görünmez başlangıç noktalarıdır. Atölyede şekillenen form, aslında çok daha önce içimde filizlenmiş bir düşüncenin devamıdır.

Sanırım üretimin en sahici hâli, kontrol ile teslimiyet arasındaki o ince çizgide ortaya çıkıyor. Tam da orada, figür yalnızca bir nesne değil; tanıklık eden, taşıyan ve anlatan bir varlığa dönüşüyor.

Kişisel yaşam deneyimleriniz bugünkü üretim pratiğinizi nasıl belirledi ve bu pratiği ileride hangi yeni ifade yollarıyla genişletmek istiyorsunuz?

Kişisel yaşam deneyimlerim üretim pratiğimin temel yönünü belirledi. Kayseri’de başlayan çocukluk hafızam, yer değiştirmeler, eğitim sürecinde farklı şehirlerde yaşamak, gönüllü çalışmalarımda kırılgan gruplarla temas etmek... Tüm bunlar belleğin nasıl taşındığını, nasıl dönüştüğünü ve bazen nasıl suskunlaştığını yakından görmemi sağladı.

Özellikle çocuklarla çalıştığım dönemler, çocuk figürüne bakışımı derinleştirdi. Çocuk benim için yalnızca masumiyetin temsili değil; aynı zamanda toplumsal kırılmaların en görünür taşıyıcısı. Bu nedenle üretimlerimde çocuk figürü, kişisel hafızam ile toplumsal hafıza arasında bir eşik olarak yer alıyor. Göç, aidiyet, yerinden edilme ve kırılganlık temaları da büyük ölçüde bu yaşam deneyimlerinden besleniyor.

Seramik malzemesiyle kurduğum bağ da yaşam deneyimlerimle örtüşüyor. Toprağın hem dayanıklı hem kırılgan oluşu, belleğin yapısıyla benzerlik taşıyor. Piştiğinde sertleşen ama darbe aldığında çatlayan yüzeyler, insanın içsel direncini ve hassasiyetini aynı anda düşündürüyor.

İmkanlar el verirse ileride pratiğimi daha disiplinlerarası bir alana taşımak istiyorum. Heykel ve yerleştirmenin yanına ses, video ve metinle daha bütünlüklü anlatılar kurmayı; izleyiciyi yalnızca bakan değil, deneyimleyen bir özneye dönüştürmeyi hedefliyorum. Özellikle mekâna özgü yerleştirmeler ve katılımcı projeler, çocukluk ve göç temalarını kolektif hafıza bağlamında daha görünür kılabilir.

Ayrıca çocuklarla birlikte üretim süreçlerini sanat pratiğimin parçası hâline getirmek, pedagojik deneyimim ile sanatsal üretimimi daha organik bir şekilde birleştirmek istediğim bir yön. Çünkü benim için sanat, yalnızca bir ifade biçimi değil; aynı zamanda karşılaşma, tanıklık ve birlikte düşünme alanı.

 

Sanatınızda geliştirdiğiniz dilin oluşum aşamalarını dinlemek isteriz; üslubunuzu belirleyen temel yaklaşımlar neler?

Sanatsal dilim bir anda oluşmadı; akademik eğitim, kişisel hafıza ve sahadaki deneyimlerin katmanlı birikimiyle şekillendi. Seramik eğitimi sürecinde form, hacim ve yüzeyle kurduğum teknik ilişki; yüksek lisans çalışmamda çocuk imgesi üzerine yoğunlaşmam ise kavramsal omurgayı belirledi. Böylece malzeme bilgisi ile düşünsel sorgulama aynı hatta buluştu. Üslubum zamanla, tekrar eden temalar ve figürler üzerinden oluştu diyebilirim. Eserlerim içsel bir yolculuğu ve toplumsal gerçekliğe ışık tuttuğu da söylenebilir. Sadelik, kırılganlık ve sessizlik, savunmasız olma hali benim için önemli yaklaşımlar.

Fazlalıkları ayıklayarak, boşluklara alan tanıyarak bir dil kuruyorum. Figürlerim çoğu zaman eksik, savunmasız ya da eşikte durur; bu bilinçli bir tercih.

Özetle dilim; kırılgan ama dirençli, sade ama katmanlı, kişisel ama kolektif hafızaya açık bir yapı üzerine kurulu. Üslubumu belirleyen temel yaklaşım, figürü bir temsil nesnesi olarak değil, düşünsel bir alan olarak ele almak.

Bir fikri 'bu artık esere dönüşmeli' dedirten o kıvılcım sizde nasıl oluşuyor?

Bir fikri esere dönüştüren kıvılcım genellikle bir “rahatsızlık” anında doğuyor. Bazen çocukluktan kalan silik bir görüntü, bazen göç, yoksulluk, savaş gibi zorlayıcı koşullara dair bir eşik hâli, bazen de çok sıradan bir sahne... Ama o sahne içimde büyümeye başlıyor. Eğer o imge zihnimden çekilmiyor, farklı bağlamlarda yeniden karşıma çıkıyorsa, artık yalnızca bir düşünce değil, form arayan bir meseleye dönüşüyor. Benim için fikir, tekrar eden bir iç titreşimle olgunlaşıyor. O tekrar arttığında, malzemeye dokunma ihtiyacı beliriyor. Toprakla ilk temas ettiğim an, düşünce soyut hâlinden çıkar; hacim kazanmak ister. Eğer el, sezgisel olarak formu kurmaya başlıyorsa ve süreç kendiliğinden akıyorsa, orada artık fikrin esere dönüşme zamanı gelmiş demektir. Kısacası kıvılcım; zihinsel bir karar değil, susturulamayan bir imgenin ısrarıdır.

 

Sanatsal üretiminizde ileride hangi meseleleri merkeze almayı düşünüyorsunuz?

Çocukluk temalarıyla birlikte, kolektif travmalar, kuşaklar arası aktarım ve görünmez yaralar üzerine daha derinleşmek istiyorum. Aynı zamanda umut, dayanıklılık ve birlikte iyileşme hâllerini de daha görünür kılmayı önemsiyorum.

 

Son olarak ODAK deneyimi nasıldı? İzleyicilerden aldığınız dikkat çeken geri dönüşler oldu mu?

Bu yılın teması “YANSIMA” sizin sanatınızda nasıl bir yere dokundu?

ODAK benim için güçlü bir durma ve bakma alanıydı. “YANSIMA” teması, benim pratiğimde zaten var olan içe bakma, geçmişle yüzleşme ve izleyicinin kendi hikâyesini işin içine yerleştirmesi hâliyle doğrudan temas etti. İşlerim, izleyiciye bir şey anlatmaktan çok, onda bir şeyleri yansıtmayı ve sorgulamayı amaçlıyor.

 

 

0