Karşılaşma
18 Kasım- 28 Aralık
Her şey bir karşılaşmayla başlar: Bir yüzle, bir biçimle, bir sessizlikle. Karşılaşma daha çok nesnel dünyayla gerçek bir ilişkiyi temsil eder. Karşılaşma, bizim öznel olarak değiştiğimiz, varoluşun ilk titreşimi ve yaşamın sürekli yenilenen edinimlerinin birikimidir.
Sanat, doğası gereği bir karşılaşma eylemidir. Sanatçı, malzemesiyle her temasında bilinmeyenle yeniden tanışır; bu, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla yüzleşmesidir.
Tuba Önder’in porselen heykelleri, bu çift yönlü deneyimin yoğunlaşmış hâlidir. Sanatçının pratiğinde karşılaşma, yalnızca tematik bir mesele değil, aynı zamanda bir varoluş biçimidir. 1250 santigrat derecede biçim kazanan porselen; kırılganlık ile direnç, iç dünya ile dış dünya arasında süren bir diyalogun tanığına dönüşür.
Felsefi düzlemde karşılaşma; varlığın kendi sınırını tanıdığı etik bir eşiği temsil eder. Sanatçının amacı bu sergide iki aşamalı bir deneyim yaşatmaktır: İlki sanatçının kendi varlığı ile yüzleşmesi, ikincisi ise izleyicinin bu sanatsal ifadeyle karşılaşması.
Çünkü izleyici, esere baktığı anda yalnızca bir nesneyle değil, kendi varlığıyla da karşılaşır. Demircioğlu’nun porselen yüzeylerinde hüküm süren dinginlik, tamamlanmışlıktan çok bir bekleyiş hâlidir; tıpkı yaşamla kurduğumuz bitmeyen karşılaşmalar gibi.
"Karşılaşma", işte bu varoluşsal akışın sanat alanındaki yankısıdır.
Ve nihayetinde, her şeyin başlangıcında bir karşılaşma vardır: Bir dokunuş, bir bakış, bir kırılma, bir sessizlik.
O an, sanatın başladığı yerdir.