Resmin Kurduğu Köprüler
Haftalık Sanat Haberleri (15 Haziran – 22 Haziran)
Galeri 77’de Çift Mekânlı Sergi: “Rhapsody”
Galeri 77, Narek Arzumanyan ve Artur Eranosian’ın eserlerini bir araya getiren “Rhapsody” başlıklı sergiyi, 29 Ağustos tarihine kadar Belçika’daki Gallery Verduyn ile eş zamanlı olarak Karaköy’deki mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
Hafıza, göç ve aidiyet kavramlarını odağına alan “Rhapsody”, iki sanatçının farklı resimsel yaklaşımlarını ortak bir kavramsal zeminde buluşturuyor. Sergi, hareket, çeviri ve anlamın farklı coğrafyalarda nasıl dönüşüme uğradığını araştırırken, çift mekânlı yapısını yalnızca bir sergileme modeli olarak değil, kavramsal kurgusunun ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor. İstanbul ve Belçika arasında eş zamanlı olarak gerçekleşen sergi, eserlerin farklı bağlamlarda yeniden okunmasına olanak tanıyor.
Erivan doğumlu olan ve yaşamlarını Avrupa’nın farklı ülkelerinde sürdüren Narek Arzumanyan ile Artur Eranosian, göç ve yeniden konumlanma deneyimlerini farklı estetik diller aracılığıyla yorumluyor. Sergi, bu ayrışmayı bir karşıtlık olarak değil, üretken bir gerilim alanı olarak değerlendiriyor; resmi, deneyimlerin farklı mantıklar üzerinden tercüme edildiği bir ifade biçimi olarak ele alıyor.
Arzumanyan’ın resimleri; çocukluk anıları, folklorik öğeler, Sovyet görsel kültürü ve kişisel mitolojiden beslenen yoğun bir anlatı dünyası kuruyor. Sanatçının katmanlı kompozisyonları, mizah ile şiddet, hafıza ile belirsizlik arasında salınan imgeler aracılığıyla güçlü bir duygusal ve fiziksel gerilim yaratıyor. Boyanın yoğun kullanımıyla şekillenen yüzeyler, izleyiciyi doğrudan bir yüzleşme alanına davet ediyor.
Eranosian ise daha sade ve kontrollü bir görsel dil benimsiyor. Fotoğraf kökenli pratiğinin etkilerini resimlerinde sürdüren sanatçı, terracotta, okra ve koyu yeşil tonlarından oluşan dengeli renk alanlarıyla dikkat çekiyor. Mimari bir kesinlikle kurgulanan kompozisyonlar, anlatıdan çok sessizlik, denge ve dikkat üzerine kurulu bir deneyim sunuyor.
Bir araya geldiklerinde Arzumanyan ve Eranosian’ın çalışmaları, yerinden edilme ve ulusötesi yaşam deneyiminin ortak izlerini görünür kılıyor. Ancak bu ortaklık, tek bir estetik dilde birleşmek yerine farklılıklar üzerinden varlık kazanıyor. Biri yoğunluk ve fazlalıkla, diğeri ise sadelik ve indirgeme yoluyla hafıza ve kimlik meselelerine yaklaşırken, “Rhapsody” resmi; kırılganlık, aidiyet ve dönüşüm arasında süregelen bir müzakere alanı olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.
Belçika’daki Gallery Verduyn ve İstanbul’daki Galeri 77’de eş zamanlı gerçekleşen sergi, sanatçıların yaşamlarını şekillendiren çok katmanlı aidiyet hâllerini mekânsal düzlemde de yansıtıyor. Bu çift yönlü yapı sayesinde “Rhapsody”, yerinden edilme, hafıza ve dönüşüm temalarını farklı kültürel ve tarihsel bağlamlarda yeniden görünür kılarak izleyiciye çok katmanlı bir deneyim sunuyor.

*Görsel, galeri77 resmi web sitesinden alınmıştır.
Anna Laudel İstanbul’da Yeni Sergi: “Concordia Rhapsody”
Anna Laudel İstanbul, Uluslararası Villa Concordia Sanatçı Programı’na katılan sanatçıların eserlerini bir araya “Concordia Rhapsody” sergisine 5-28 Haziran tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor.
Türkiye ile Almanya arasında kurulan kültürel ve sanatsal diyaloğu odağına alan sergi, farklı disiplinlerden sanatçıları ortak bir üretim ve düşünce zemini etrafında buluşturuyor. Internationale Künstlerhaus Villa Concordia ve Almanya Büyükelçiliği iş birliğiyle gerçekleştirilen “Concordia Rhapsody”, sanatçılar arasındaki karşılaşma, etkileşim ve ortak üretim süreçlerini görünür kılan küratöryel yaklaşımıyla dikkat çekiyor.
Sergi, 2025-2026 döneminde Almanya’nın Bamberg kentindeki Uluslararası Villa Concordia Sanatçı Programı’na katılan sanatçılardan oluşan bir seçkiyi izleyiciyle buluşturuyor. Farklı coğrafyalardan ve disiplinlerden gelen sanatçıların üretimlerini bir araya getiren proje, birey kavramını merkezine alırken, sanatın sınırları aşan bir iletişim ve paylaşım alanı yaratma potansiyelini araştırıyor.
“Concordia Rhapsody” kapsamında Ardan Özmenoğlu, Beate Passow, Cem Sonel ve Thomas Werner’in eserleri yer alırken, Sinem Altan da projeye müzikal ve performatif katkılarıyla eşlik ediyor. Resimden fotoğrafa, performanstan müziğe uzanan disiplinlerarası yapı, serginin çok sesli karakterini güçlendiriyor ve farklı ifade biçimleri arasındaki geçişkenliği görünür kılıyor.
Farklı sanatsal yaklaşımların kolektif bir anlatıya dönüşme potansiyelini odağına alan “Concordia Rhapsody”, izleyiciyi kültürel farklılıklar içinde ortak deneyim ve düşünce alanları keşfetmeye davet ediyor. Sergi, sanatın birleştirici gücünü vurgularken, uluslararası sanatçı programlarının üretim süreçlerine ve kültürlerarası etkileşime sunduğu katkılara da ışık tutuyor.
İstanbul’daki gösterimin ardından “Concordia Rhapsody”, Anna Laudel Ankara ve Internationale Künstlerhaus Villa Concordia’da da sanatseverlerle buluşmaya devam edecek.

*Görsel, annalaudel resmi web sayfasından alınmıştır.
Leif Trenkler’in “Cosmic Change” Sergisi Sevil Dolmacı Gallery’de
Sevil Dolmacı Gallery, Alman sanatçı Leif Trenkler’in “Cosmic Change” başlıklı kişisel sergisini 10 Haziran–15 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Yeni Figürasyon” hareketinin önde gelen isimlerinden Leif Trenkler, bu sergide ışık, mimari ve doğa arasındaki kırılgan ilişkiyi şiirsel bir görsel dil üzerinden ele alıyor. Palm Springs, Los Angeles, Miami ve Saint-Tropez gibi farklı coğrafyalardan beslenen sanatçı, modernist mimarinin izlerini taşıyan mekânları; havuzlar, teraslar, gece gökyüzü ve yıldızlı atmosferler üzerinden yeniden kurgulayarak izleyiciyi gerçek ile düş arasında salınan bir görsel evrene davet ediyor.
Trenkler’in resimlerinde ışık, yalnızca sahneyi aydınlatan bir unsur olmaktan çıkarak duyguyu yoğunlaştıran, zamanı yavaşlatan ve algıyı dönüştüren bir öğeye dönüşüyor. Pembe, mor, mavi ve turkuaz tonlarının iç içe geçtiği yüzeyler; su yansımaları, keskin mimari çizgiler ve gece atmosferiyle birleşerek hem çekici hem de kırılgan bir dünya yaratıyor. Bu kompozisyonlarda ev, pencere, havuz ve ufuk çizgisi yalnızca yapısal öğeler değil; içerisi ile dışarısı, mahremiyet ile gösteri ve huzur ile yabancılaşma arasındaki geçirgen sınırları temsil eden unsurlar olarak öne çıkıyor.
Sanatçının pratiğinin merkezinde yer alan doğa ile insan yapımı yapılar arasındaki gerilim, bu sergide de belirleyici bir rol üstleniyor. Trenkler, mekânı yalnızca estetik bir yüzey olarak değil; modern yaşamın kırılgan huzurunu, kontrol arzusunu ve doğayla kurulan mesafeyi görünür kılan bir metafor alanı olarak ele alıyor. Figürün çoğu zaman geri planda kaldığı bu sahnelerde sessizlik, görsel anlatının en güçlü bileşenlerinden biri hâline geliyor.

*Görsel, sevildolmacigallery resmi instagram sayfasından alınmıştır.