Zamanın Altında Kalanlar

Zamanın Altında Kalanlar

Zamanın Altında Kalanlar

Haftalık Sanat Haberleri (11 Mayıs – 18 Mayıs)

Zilberman İstanbul’da Yasın Akışkan Hafızası

Zilberman İstanbul, sanatçı Eşref Yıldırım’ın “O gün çok yağmur yağdı” başlıklı kişisel sergisini 14 Mayıs – 18 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

“O gün çok yağmur yağdı”, kayıp kavramını yalnızca bireysel bir deneyim olarak değil; kaybın bedenlerde, mekânlarda ve imgelerde bıraktığı izler üzerinden ele alan çok katmanlı bir anlatı kuruyor. Sergi, sanatçının geçtiğimiz yıl kaybettiği köpeği Yağmur’un ardından şekillenmeye başlarken, üretim sürecinde yaşanan bir başka aile kaybıyla birlikte giderek bir yas alanına dönüşüyor.

Yıldırım, kaybı doğrudan temsil etmeye çalışmak yerine, yasın gündelik hayatta yarattığı boşluklara, tekrar eden hareketlere ve kırılma anlarına odaklanıyor. Bu yaklaşım, yası yalnızca eksilme duygusuyla değil; aynı zamanda yeni bağların kurulabileceği bir dayanışma biçimi olarak ele alıyor. Sergi, hatırlama edimini geçmişe dönük bir eylemin ötesine taşıyarak, birlikte var olabilmenin ve kaybın etrafında yeni ilişkiler kurabilmenin ihtimallerini araştırıyor.

Sanatçının son dönem üretimlerinde su, hem fiziksel hem de simgesel bir unsur olarak hafızanın taşıyıcısı haline geliyor. Marina Abramović Institute ile Museum Schloss Moyland iş birliğinde gerçekleştirdiği Kamuflaj (2025) performansında Yıldırım, Joseph Beuys’un performatif mirasıyla ilişki kurarak bedenin görünürlük ve silinme arasındaki kırılgan sınırlarını inceliyor. Moyland’ın bahçesinde gerçekleştirdiği Yağmuru Düğümlemek (2025) performansı ise suyun tutulamazlığı ile kaybın kavranamaz doğası arasında bir bağ kuruyor. Gümüşlük Müzik Festivali kapsamında gerçekleşen Çözünme (2025) performansı da bu hattı dağılma, çözülme ve dönüşüm süreçleri üzerinden genişletiyor.

Yıldırım’ın performanslarında beden, yalnızca bireysel bir varlık olarak değil; toplulukların ritüelleri, kolektif hafızaları ve kırılgan dayanışma biçimleriyle birlikte düşünülen edimsel bir alana dönüşüyor. Bu performanslarda su, sabitlenemeyen ve sürekli biçim değiştiren kinetik bir unsur olarak bedenle birlikte hareket ediyor; taşıyanı görünmezleştirirken yası da akışkan bir hâle getiriyor.

Sergide, sanatçının performans kayıtları yasın değişken doğasını taşıyan birer hafıza alanı olarak yer alıyor. Yağmur burada kişisel bir anı olmaktan çıkıp birikemeyen, tutulamayan ve sürekli dönüşen bir kavram olarak beliriyor; bedenlerde, nesnelerde ve imgelerde dolaşmayı sürdürüyor.

Eşref Yıldırım’ın “O gün çok yağmur yağdı” sergisi, yası tamamlanması gereken bir süreç olarak değil, bedende ve hafızada farklı biçimlerde yaşamaya devam eden kolektif bir duygu olarak ele alırken; izleyiciyi kaybın sessiz yoğunluğunu ve dayanışma ihtimallerini yeniden düşünmeye davet ediyor.

*Görsel, zilbermangallery resmi web sitesinden alınmıştır.

Erken Cumhuriyet’in Eğlence Kültürü Bozlu Art’ta

Bozlu Art, sanatçı Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” başlıklı kişisel sergisini 8 Mayıs – 4 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

Gamze Taşdan, yeni sergisinde Erken Cumhuriyet döneminde modern yaşamın inşasını eğlence kültürü üzerinden ele alırken, kadınların kamusal alanda görünür hale gelme sürecini kendine özgü görsel diliyle yeniden yorumluyor.

Serginin başlığı olan “Hoş Vakit”, ilk bakışta keyifle geçirilen bir zamanı ya da zihinsel bir dinlenme hâlini çağrıştırsa da serginin alt metninde daha güçlü bir tarihsel okuma yer alıyor. Taşdan, eğlenceyi yalnızca boş zaman pratiği olarak değil; genç Cumhuriyet’in yeni toplumsal kimliğini kurduğu bir sahne olarak ele alıyor. Bu sahnenin merkezinde ise gazinolarda, balolarda, sokakta ve şehir yaşamında giderek daha görünür hale gelen kadın figürleri bulunuyor.

1923-1950 yılları arasına tarihlenen Erken Cumhuriyet dönemi, Osmanlı’dan devralınan eğlence alışkanlıklarının hızla dönüşerek “Batılı” bir şehir kültürüne evrildiği canlı bir dönem olarak öne çıkıyor. Meddah, Karagöz-Hacivat ve orta oyunu gibi sözlü ve doğaçlama gelenekler yerini tiyatroya, operete ve sinemaya bırakırken, İstanbul ve Ankara bu dönüşümün sahnesi haline geliyor. Bu değişimin en dikkat çekici boyutlarından biri ise kadınların kamusal eğlence hayatına daha görünür biçimde katılması oluyor.

Taşdan’ın sergisi, dönemin gazinolarını, barlarını, kulüplerini ve balo kültürünü bir hafıza alanı olarak yeniden kuruyor. Yeni Maksim, Garden Bar, Taksim Belediye Gazinosu, Kristal Gazinosu, Kulüp 12 ve Rejans gibi mekânların yanı sıra Cumhuriyet baloları da serginin arka planında önemli bir referans oluşturuyor. Bu balolar, yalnızca eğlence etkinlikleri değil, aynı zamanda devlet eliyle şekillenen ideolojik bir vitrin olarak öne çıkıyor. Kadınların kamusal alanda dans etmesi ise dönemin toplumsal dönüşümünü görünür kılan güçlü simgelerden biri haline geliyor.

Gamze Taşdan, Erken Cumhuriyet’i doğrudan tarihsel bir anlatı olarak sunmak yerine, dönemin atmosferini ve kolektif hissiyatını taşıyan bir görsel dil kuruyor. Belgeci bir yaklaşım yerine hafıza ve temsil üzerine odaklanan sanatçı, “Hoş Vakit” ile yalnızca eğlence anlarını değil; modernleşme sürecinin kadınlar üzerinde yarattığı ikilemleri ve kırılgan dengeleri de görünür kılıyor. Sergi, bugünün krizlerle örülü dünyasında geçmişin “keyifli zamanlarını” hatırlatarak feminen bir direniş ihtimalini de gündeme taşıyor.

Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” sergisi, 8 Mayıs – 4 Temmuz tarihleri arasında Bozlu Art’ta ziyaret edilebilir.

*Görsel, gamzetasdan resmi instagram hesabından almıştır.

Barın Han’da Katmanlı Bir Hafıza: “Kül Tepesi”

Sanatçı Emel Kayin’in “Kül Tepesi” başlıklı ilk kişisel sergisi, küratör Emrah Çoban’ın eşliğinde 24 Mayıs tarihine kadar Barın Han’da sanatseverlerle buluşuyor.

Emel Kayin’in üretim pratiği, mekânı durağan bir yüzey olarak değil; dönüşen, iz biriktiren ve sürekli yeniden kurulan canlı bir yapı olarak ele alıyor. Sanatçının farklı disiplinlere yayılan çalışmaları, bulunduğu alanın arşivsel niteliğini görünür kılarken, mekânın taşıdığı hafızayı bir üretim malzemesine dönüştürüyor.

“Kül Tepesi”, mekânı tekil bir deneyim alanı olarak kavrayan yaklaşımlara karşılık, farklı zamansal katmanların eşzamanlı biçimde var olabileceği çoğul bir yapı öneriyor. Sergi, geçmişe ait izlerin, kırılmaların ve tortuların bugünün içinde yeniden belirdiği bir zamansallık fikrini odağına alıyor.

Sergide yer alan resimler, mevcut mekânın içine yeni zamansal katmanlar açarak görünür olan ile saklı kalan arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Katmanlar arasında oluşan boşluklar, geçmişin izlerinin mevcut anın içinde yeniden ortaya çıkmasına imkân tanırken; mekân da bir yüzey olmaktan çıkarak geçmişin tortularını taşıyan canlı bir hafıza alanına dönüşüyor.

Sergiye adını veren “Kül Tepesi” ise bu birikim hâlinin güçlü bir metaforu olarak öne çıkıyor. Kül, geride kalan kalıntıyı ve dönüşümün izini taşırken, sergi de mekânın içinde biriken zamansal izleri görünür kılarak geçmiş ile şimdi arasındaki geçirgen ilişkiye odaklanıyor.

*Görsel, emelkyin resmi instagram hesabından alınmıştır.

 

 

0