‘Masada’ Oyun Var!
“MASADA III”, Buffett işbirliği ile 8 Mayıs-14 Haziran tarihleri arasında görülebiliyor.
“Masada III” Galeri Bu’da izleyiciyle buluştu
İstanbul’da Beyoğlu’nun en güzel caddelerinden, sonu Galata Kulesi’ne açılan Serdar-ı Ekrem Caddesi’nde bulunan Galeri Bu, üç senedir gastronomiyle sanatı harmanlayan “Masada” sergilerine ev sahipliği yapıyor. “MASADA III”, Buffett işbirliği ile 8 Mayıs-14 Haziran tarihleri arasında görülebiliyor.
Serginin küratörlüğünü E. Ezgi Özer üstlenirken eser yemekleri Buffett kurucusu Şef Merve Şeker Yalım tarafından tasarlanıyor. Görsel üretimlerle tat alma deneyimi arasındaki sınırların geçirgenleştiği bu yapıda izleyici yalnızca bakan değil, aynı zamanda hatırlayan ve hisseden olmaya davet ediliyor.
“MASADA III” serisinde sanatçılar Şevval Konyalı, Şeyma Türk ve Umut Yalım’ın işleri, oyun ve yemek kavramlarını farklı algı katmanları üzerinden ele alıyor. Serginin küratörü Özer, serginin çıkış noktasını yemeğin en saf haliyle bizi mutlu ettiği anların düşünülmesiyle oluştuğunu ifade ediyor. Özer, “Kendi çocukluğuma gittiğimde, dışarıda oynadıktan sonra yediğimiz en küçük şeyin bile bir ödül gibi gelmesi ve onun hazzının bambaşka olması canlandı zihnimde. Bu fikri sanatçılarımızla paylaştığımızda ortaya bu üçlü sergi çıktı” sözleriyle serginin oluşum sürecini anlatıyor.
Bu deneyim alışılagelmiş “sanatçı yemekleri” konseptlerinden farklı, eserlerle bire bir konuşan yemeklerin tasarlandığı bir süreç. Özer, “Yemekleri tasarlarken sanatçıların üretimlerine ve anılarına dokunmaya çalıştık. Sanatçılara şu soruyu sorduk: ‘Siz oyundan sonra ne yemekten hoşlanıyordunuz?’ Hemen hemen hepsinden benzer, samimi cevaplar aldık” diyerek fikir aşamasından bahsediyor.

Eserlerinde genel olarak “hacıyatmaz” formunu kullanan Şevval Konyalı, bu formu tek tipleşmeyi ve tüketim kültürünü anlatmak için bir araç olarak kullandığını ifade ediyor. Eserinde bir otomat canlandırması yapan Konyalı’nın otomatında ürünlerin ne bir fiyatı ne de bir ismi var. Konyalı, “Her biri birbirinin aynısı gibi görünse de aslında benim gözümde farklılaşan hacıyatmazlar” diyor. Otomatın üzerinde 1950’lerden kalma orijinal bir tiyatro dekoru yer alıyor. Konyalı, eserlerinde orijinal buluntu objeler kullanmayı sevdiğini dile getiriyor. Konyalı’nın eserinin hemen yanında, bu eserle uyumlanan yiyecekler yer alıyor. Merve şef, uyarlamayla hazırladığı yemeklerin el yapımı ve primitif formatlarda olduğunu söylüyor. Konyalı’nın işlerine yiyecek olarak balık kraker, pico ve tartini eşlik ediyor. Sergide Konyalı’ının ayrıca eski dikiş ve kurabiye kutularıyla nostalji havası estirdiği eserleri yer alıyor.

Şeyma Türk, oyun temasını iskambil kartlarıyla değerlendirmiş. Türk, “Oyunlar dışarıdan eğlenceli görünse de aslında içinde roller barındırır; kazananları ve kaybedenleri vardır. Ben bu kartları sosyal hayattaki rollerimizle ilişkilendirdim” diyerek, o kartları ve rolleri şöyle betimliyor:
* Default King: Koşulsuz kabul edilen gücü ve otoriteyi temsil ediyor.
* Portrait Queen: Sürekli dayatılan güzellik ve kusursuzluk algısını simgeliyor.
* Lonely Seven: Kalabalıklar içindeki yalnız figürleri temsil ediyor.
* Impossible Eleven: Mükemmel olma hırsıyla kendini koşullandıran ve bu yüzden sürekli yorulan karakterin temsili.
Şef Merve Şeker Yalım,“Sanatçımıza çocukluğundaki oyun sonrası yemeklerini sorduğumda iki belirgin cevap aldım: Yoğurt-reçel-ekmek ve salça-ekmek” diyerek Türk’ün işlerine eşlik eden yiyecekleri anlatıyor. Şef, yoğurt ve reçel ile sanatçının memleketi olan Kayseri’nin pastırmasıyla kuru domatesli lezzetli bir salçalı ekmek atıştırmalığı sunmuş.

Umut Yalım’ın işleriyse oyun içinde oyun kuran bir yapıya sahip. Yalım’ın işleri aslında “eser olmak istemeyen eserler”. Yalım, “Yaklaşık beş senedir ‘Görsel Dayatmanın Sonu’ isimli metin ağırlıklı bir dizi yapıyorum. Ana çıkış noktam şu: İzleyici metni okudukça, eseri kendi zihninde yaratmaya başlıyor. Yani izleyici bir anlamda ‘eş yaratıcı’ haline geliyor” diyor. Yalım’ın işlerineyse bir satranç tahtasında köfte ekmek malzemeleri, turşu suları eşlik ediyor.
“MASADA III”, nostaljiyi yalnızca bir çağrışım olarak değil; şimdi içinde yeniden kurulan, bedensel ve duyusal olarak deneyimlenen bir alan olarak ele alıyor. Hafıza, arzu ve duyusal deneyimin kesişiminde konumlanan sergi, izleyiciyi bireysel ve kolektif deneyimler arasında gidip gelen çok katmanlı bir karşılaşmaya davet ediyor.