İz Peşinde: Bedenin ve Coğrafyanın Günlüğü
Haftalık Sanat Haberleri (4 Mayıs – 11 Mayıs)
Kerim Suner’den İstanbul’un Zamanlararası Portresi
Fotoğraf sanatçısı Kerim Suner’in “Ne Zaman” başlıklı kişisel sergisi, 2 – 22 Mayıs tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da sanatseverlerle buluşuyor.
Suner’in on yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı proje, yalnızca bir fotoğraf sergisi olarak değil, aynı zamanda teknolojik dönüşüme karşı geliştirilen entelektüel bir tavrın manifestosu olarak öne çıkıyor. Sanatçı, mobil bir laboratuvara dönüştürdüğü kamyoneti, ona eşlik eden çadırı ve körüklü ahşap kamerasıyla İstanbul’un farklı dönemlere yayılan yüzünü 72 farklı noktada kayda geçiriyor.
Günümüzün steril dijital görüntülerinin karşısında konumlanan “Ne Zaman”, fotoğraf tarihinin unutulmaya yüz tutmuş tekniklerini yeniden gündeme taşıyor. Suner; ıslak kolodyum, platin-paladyum, albümin baskı, opaltype ve oroton gibi kimya ile sanatı birleştiren yöntemlerle ürettiği işleriyle fotoğrafı yalnızca görüntü almak değil, başlı başına fiziksel ve zamana yayılan bir üretim süreci olarak ele alıyor. Sergide, 751 adet el yapımı negatif ve pozitif cam plaka arasından oluşturulan bir seçki yer alıyor.
İstanbul’da ilk insan izlerinin keşfedildiği Yarımburgaz Mağarası’ndan başlayarak kentin modern siluetine uzanan sergide, 11 metre uzunluğunda ve 7 parçadan oluşan etkileyici bir İstanbul panoraması da izleyiciyle buluşuyor. Sergi alanında konumlanan çadır ise yalnızca bir nesne değil, projenin üretim hafızasını taşıyan bir unsur olarak serginin atmosferini tamamlıyor.
Projenin teknik serüvenini ve sanatçının teknolojiyle kurduğu kişisel ilişkiyi kayıt altına alan “Ne Zaman” adlı fotoğraf kitabı da sergiye eşlik ederek ilk kez sanatseverlerle buluşuyor.

*Görsel Kerim Suner resmi instagram hesabından alınmıştır.
Barajdan Sızanlar
Salt, Doğu Akdeniz’den Körfez Bölgesi’ne uzanan geniş bir coğrafyada arazi, hafıza ve arşiv arasındaki ilişkilerin izini süren yeni sergisi “Barajdan Sızanlar”ı 23 Ağustos tarihine kadar Beyoğlu’ndaki mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Barajdan Sızanlar”, sanatçıların üretimleri aracılığıyla sömürgeci pratiklerin ötesinde bir “yerdeşlik” tahayyül ederken, ulus-devlet sınırlarını aşan ortak tarihsel deneyimlerin ve coğrafyalar arası dayanışma imkânlarının peşine düşüyor. Sergi, kolektif bir varoluş zemini arayışını merkeze alarak, ortak hafızanın nasıl oluştuğunu ve nasıl taşındığını sorguluyor. Serginin odağında, arazinin hafıza ve arşivle kurduğu ilişki yer alıyor. Barajlar, kanallar, petrol kuyuları, jeotermal santraller, gözetim sistemleri ve baz istasyonları gibi altyapı unsurları yalnızca fiziksel peyzajı değil; onun etrafında şekillenen sosyal ve kültürel bağları da dönüştürüyor. Ancak sergiye göre toplumsal bellek kaybolmuyor, aksine araziye kazınarak varlığını sürdürüyor. Nehirler, bataklıklar, sokaklar ve kahvehaneler bu anlamda hafızayı tutan birer arşiv alanına dönüşüyor.
Adını insan hakları avukatı Noura Erakat’ın “Barajı yarıp geçiyoruz; mücadeleye devam edin” sözünden alan sergi, altyapıyı yalnızca bir tahakküm aracı olarak değil, aynı zamanda sızıntıların ve direnişin metaforu olarak konumlandırıyor. Durağan görünen bir nehrin aniden taşkına dönüşmesi gibi, hafıza da çatlaklardan bugüne sızarak kendini yeniden hatırlatıyor. Arazi, mülkiyetin ve kaynak sömürüsünün zemini olduğu kadar, hatırlamanın ve bir araya gelmenin imkânlarını da barındırıyor.
“Barajdan Sızanlar”, sömürgeci bir “iç deniz” projesinin Sahra’daki tortularından telekomünikasyon ağlarının görünmez peyzajına; terk edilmiş bir gece kulübünden sızan ışıklardan obrukların taşıdığı zamansal çöküş sesine kadar çok katmanlı anlatıları bir araya getiriyor. Sergide, Batı Asya’nın enerji haritasını belirleyen çöl rotalarından nükleer felaketlerin arazide bıraktığı izlere; Avrupa’ya göç eden işçilerin belleklerinde taşıdığı manzaralardan yok edilen Filistin köylerinin sınırlarını yeniden çizen kaktüs köklerine uzanan hikâyeler ortak bir zeminde buluşuyor.

*Görsel, saltonline resmi web sitesinden alınmıştır.
“Seni Sevmek Çok Zor!” Arter’de Açılıyor
Sanatçı Mehtap Baydu’nun Türkiye’deki ilk kurumsal kişisel sergisi “Seni Sevmek Çok Zor!”, 29 Nisan itibarıyla Arter’in 1. kat galerisinde sanatseverlerle buluşuyor. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği sergi, Baydu’nun performans, heykel, fotoğraf ve video gibi farklı mecralar arasında kurduğu geçişken ilişkileri görünür kılarak izleyiciye çok katmanlı bir deneyim alanı sunuyor.
“Seni Sevmek Çok Zor!”, sanatçının bu sergi kapsamında ürettiği yeni yapıtlarını yakın dönem çalışmalarından bir seçkiyle bir araya getiriyor. Baydu’nun kişisel belleğinde yer eden anlatıları dönüştürerek farklı kimliklere büründürdüğü, insan dışı unsurlarla temas üzerinden şekillendirdiği işleri; yerleşik tanımlara ve sabit kimliklere karşı akışkan bir varoluş öneriyor. Serginin merkezinde, açık uçlu bir ortaklığı mümkün kılan “çokluk” fikri öne çıkıyor.
Sergi, arzunun özünde barındırdığı mesafe ve gerilimi, sanatçının pratiğinde önemli bir yer tutan kalıp alma sürecinin vadettiği mutlak yakınlık ve ima ettiği yokluk üzerinden yankılıyor. Yaşama içkin irade ve kırılganlık hâllerini odağına alan yapıtlar; çoğaltma, parçalama, iz bırakma ve üst üste getirme gibi yöntemlerle kurulan kapsayıcı ve kolektif bir bedeni görünür kılıyor.
Arter’deki mekânsal kurgu, Baydu’nun seramik, bronz, kumaş, kâğıt ve cam gibi farklı malzemelerle ürettiği işleri; bu üretimleri çevreleyen süreç kayıtları ve performatif izlerle birlikte ele alarak her bir yapıtın zamansal ve maddi olarak çoğul karşılıklarını ortaya çıkarıyor. Bu yerleşim, performansın nesneye; nesnenin ise performatif potansiyellere açıldığı çok yönlü bir pratiği vurgularken izleyiciyi aradalık, dönüşüm ve yabancılaşma kavramları ekseninde düşünmeye davet ediyor.
Sergide öne çıkan yapıtlar arasında, sanatçının kendi bedeninden aldığı kalıpları birbirine eklemleyerek oluşturduğu dört metre yüksekliğindeki heykeli Wirbelsäule (Omurga Sütunu) yer alıyor. Toplumsal ve sanat tarihsel çağrışımlarla yüklü bu büyük ölçekli eser, yıkım ve yeniden inşa kavramları üzerinden geçmişi geleceğe bağlarken, taşıyıcılık fikrini kırılganlık ve dağılma ihtimaliyle birlikte ele alıyor.
Baydu’nun 2025 yılında New York’taki The Watermill Center misafir sanatçı programı kapsamında gerçekleştirdiği performansa dayanan Burulma adlı video işi ise insan ile doğa, beden ile çevre arasındaki sınırları tersyüz eden bir anlatı sunuyor. Arter’de ilk kez izleyiciyle buluşacak olan video, aynı ormanda karşılaşılan bir ağaç dalından yola çıkan Bir Ağaç ile Deri Alıp Verme adlı yerleştirmeyle de ilişki kuruyor.
Sergi kapsamında ayrıca Baydu’nun 2019 yılında Berlin’de kamusal alana açılan vitrinli bir mekânda gerçekleştirdiği Nefes (Atem) performansı, sanatçı tarafından Arter’deki sergi mekânına uyarlanarak ilk kez bir sanat kurumu bünyesinde canlı olarak icra ediliyor. Baydu, performans alanının hacmiyle birebir aynı ölçülerde üretilen bir balona üfleyerek görünmez nefese somut bir varlık kazandırıyor. Performans, serginin açılışından itibaren yaklaşık yirmi gün boyunca Arter’in açık olduğu günlerde belirli sürelerle gerçekleştirilecek ve izleyiciler performansı camlı bir bölmenin ardından takip edebilecek.

*Görsel, arter resmi web sitesinden alınmıştır.