Artist Spotlight ‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’: Modilda

Artist Spotlight ‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’: Modilda

Artist Spotlight ‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’: Modilda

Artist Spotlight ‘Bir sanatçı bir hikaye’ projemizin bu serisinde “ODAK'25” sergimizde yer alan sanatçılarımız ile konuştuk.

‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’ temalı Artist Spotlight yazı serisinde, her hafta bir sanatçının üretim pratiğine ve sanatsal yaklaşımına odaklanacağız.

Decollage Art Space olarak başlattığımız açık çağrı ile her sene ODAK sergisinde yeni ve henüz geniş kitlelere ulaşmamış sanatçılara alan açıyor, bu sanatçıların üretimlerini nitelikli bir sergileme alanında izleyiciyle buluşturuyoruz. Profesyonel bir bağlamda temsil edilmelerini sağlamak ve uzun vadeli bir sanat yolculuğuna eşlik ederken "Artist Spotlight" yazı serimiz ile de onları yakından tanıma fırsatı yakalıyoruz.

Kurum olarak sanatçılarla sanat ekosistemi arasında sürdürülebilir ve nitelikli bağlar kurmayı önemsiyor, bu röportajlar ile sanatçıların profesyonel sanat süreçlerini geniş kitlelerle buluşturmayı arzuluyoruz. Artist Spotlight serisinin, güncel sanat ortamında karşılaşmalara alan açarak güçlü bir ağ kurmanın da zeminini hazırlayacak bir platform olmasını hedefliyoruz.

Artist Spotlight ‘Bir sanatçı bir hikaye’ projemizin bu serisinde “ODAK'25” sergimizde yer alan sanatçılarımız ile konuştuk.

Öncelikle sizi kısaca bir tanımak isteriz. Bize kendinizden biraz bahseder misin?
Ben Modilda. Çeşitli disiplinlerde üretimde bulunan İstanbul merkezli bir sanatçıyım. Yıldız Teknik Üniversitesi Bileşik Sanatlar bölümünde lisans eğitimimi aldım. Bu süre zarfında aynı zamanda bir dönem İspanya, Granada Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar eğitimi aldım. Şu anda da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Sanat ve Tasarım Yüksek lisansıma devam ediyorum. Aynı zamanda da tabiki çeşitli disiplinlerde sanatsal üretimlerime devam ediyorum. 

Sizin için sanat nedir? Sanatla kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Benim için yaşamla iç içe bi durumda esasen. Sanat, hayat rutinimin içinde “başka türlüsü olamazdı zaten” dediğim, benim için neredeyse hayati olan bir nokta. Sanatsal üretime sadece tüpten tuvalin üzerine aktarılmış eser olarak değil, bir düşünme biçimi zihinsel ve duygusal bir aktivite olarak baktığım için aslında resim yapmadığım zamanlarda bile sanatla iç içeydim diyebilirim. Kısaca benim için sanat, yaşanılacak bir hayatta olmazsa olmaz bir noktada. 

Üretim sürecinde sizi en çok besleyen anlar hangileri? Hangi anlarda üretimin kendiliğinden aktığını hissediyorsunuz?
Yazdığım anlar. Hatta yazmadan duramadığım anlar. Bazen özellikle de zihnimin doluluğu sebebiyle uyumakta zorlandığım gecelerde düşüncelerimi saf bir şekilde herhangi bir estetik kaygı gütmeden yazıya akıtmak en besleyici anlardan oluyor. O zaman düşünce beni gitmesi gereken yere sürüklüyor ve kendiliğinden bir akış oluşuyor. Gün içinde okuduklarım, düşündüklerim, izleyip dinlediklerim bir çorba gibi kâğıtta toplanıp gitmesi gereken yere kendiliğinden akıyor. Bu toparlama eylemi hem zihnimi hem de üretimlerimi rahatlatıp, besliyor. 

Kişisel yaşam deneyimleriniz bugünkü üretim pratiğinizi nasıl belirledi ve bu pratiği ileride hangi yeni ifade yollarıyla genişletmek istiyorsunuz?

Çok küçük yaşlarda kim olduğum, varlık amacımız gibi konulara İlgi duymaya başladım. Felsefi okumalar her zaman beni en çok besleyen şeylerdi. Bu arayış sürecinde hep sorularla ilgilendim kendime doğru soruyu sormak gibi görevler edindim özellikle de pandemide tek başımıza oluşumuz içime dönüp bu soruların, sorgulamaların artmasına sebep oldu. Sonra hepimiz gibi ben de o evin içinde sıkışıp dışarı taşma isteği duyduğumda bu sorular sadece beni rahatsız etmemeli düşüncesi ile yaptığım işleri sokağa bırakmaya başladım. Aslında anonim bir isim kullanmam da sokaktan gelen bir alışkanlık diyebilirim : ) pandemi sonrası süreçte yazdığım soruları, tuvallerimi, işlerimden ürettiğim stickerları Astratopia Projesi adı altında sokaklara, metrolara, duraklara Türkiye ve Avrupa’da şehirlerin her yerine yapıştırdım. Sokaklar ve sorular benim hayatımda sanatsal üretimime en çok yön veren iki unsur diyebilirim. Sürekli yazılar yazdığım kâğıtları şuanki üretimlerimde boş olarak kullanıyorum. Sorulardan vazgeçmiş değilim ama cevabın imkansızlığı beni boş kâğıt metaforuna sürükledi aslında. Şu anda yeni başladığım “Bu ben’im” serisine çalışıyorum. Kendimin her halini dondurmaya çalıştığım bir seri oluyor. Benim için de heyecanlı bir seri çünkü malzemeler açısından çok çeşitli ve özgür hissettiğim bir seri. 

Sanatınızda geliştirdiğiniz dilin oluşum aşamalarını dinlemek isteriz; üslubunuzu belirleyen temel yaklaşımlar neler?
Dediğim gibi hep kim olduğumu aradığım, benlik, kimlik konularını mesele edindiğim üretimlerim vardı. Lisans yıllarımın başımda bu arayışa kadın kimliğimle başladım, kimliğimi orada aradım. Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın başucu kitabım olduğu bir dönemdi. Daha sonra yaşadığımız dönemin gündemi beni toplumsal kimlik üzerine düşünmeye, politik meselelere itti. Ülkedeki her öfkeli genç gibi ben de kimliğimi bu meselelerde aradım, sorguladım, tepki gösterdim. Son dönemde artan felsefi okumalarım ve yaşadığım bireysel psikoterapik süreçler dikkatimi içerde toplamama sebep oldu. Üretimlerim, meseleyi kendi içimde arayan, felsefeden ve psikoloji biliminden yararlanan bir tutuma doğru dönüştü. 

Bir fikri 'bu artık esere dönüşmeli' dedirten o kıvılcım sizde nasıl oluşuyor?
Yapmadan duramamak. Çoğunlukla eylem odaklıyımdır bu yüzden aklıma geleni somut bi hale dökmeden, üretmeden duramam fakat tabiki bazen belki malzemeyle belki meseleyle ilgili bir kaygı ya da gündelik yaşam meşguliyetleri sanatçının aklındakini üretmesinin önüne taş koyabiliyor. Fakat aklımdankini bütün engel ve çekinmelerime rağmen yapmadan duramadığım içimi huzursuz eden ellerimi kıpır kıpır yapan o his her ne kaygım olursa olsun bana bu işi üretmeliyim dedirtiyor. Bu yüzden yapmadan, üretmeden duramadığım anlar benim için o kıvılcımı tetikleyen anlar oluyor. 

Sanatsal üretiminizde ileride hangi meseleleri merkeze almayı düşünüyorsunuz?
Şu anda hep konu aldığım kimlik arayışı meseleme Henri Bergson’un süre kavramı üzerinden bakıyorum. Kendim hakkında doğru bilgiye ulaşmayı amaç edindiğim üretim sürecimde çeşitli pratikler deniyorum ve araştırıyorum. Son dönemde Bergson’un düşünme pratiği üretimlerimde çok etkili olucak gibi görünüyor zira Bergson’un mutlak bilgiye ulaşma pratiği de maddesel olan zaman değil sezgisel olan içeriden algılanan süre üzerine düşünülmesi gerektiğini söylemesi benim için ilgi çekici oldu. 

Son olarak ODAK deneyimi nasıldı? İzleyicilerden aldığınız dikkat çeken geri dönüşler oldu mu? Bu yılın teması “YANSIMA” sizin sanatınızda nasıl bir yere dokundu? 
Öncelikle bu kadar multidisipliner bir sanat çatısı altında bir sergide yer almak çok büyük bi zevkti. Seçmelerde hiçbir kısıtlayıcı kriter olmaması sebebiyle her disiplinden, üniversiteden ve yaştan sanatçıyla bir arada çalışmak da beni çok mutlu etti. Yansıma teması da zaten iç dünyamda ve dış dünyamda kendimi aramam sebebiyle hep kendi yansımama bakmaya çalıştığım için çok kolay özdeşleşip dahil olduğum bir tema oldu.