Hakkı Yüksel | Ed. Seda İstifciel
Bir Deneme, Bir Kuşak ve Bir Şehir Arasında
“Off Off Broadway”, tiyatro tarihinde bir ölçek ya da tarihsel dönem tanımından çok, bir tutum olarak anlam kazanır. Küçük salonlar, sınırlı teknik imkânlar ve düşük bütçeler bu tutumun görünen yüzünü oluşturur. Asıl belirleyici olan, estetik olduğu kadar etik bir risk alma hâlidir. Off Off geleneğinin merkezinde “iyi yapılmış” bir temsil üretme arzusu bulunmaz; henüz tamamlanmamış, hatta kimi zaman kırılgan bir düşünceyi sahneye koyma cesareti yer alır. Bu nedenle Off Off işler, çoğu zaman pürüzlüdür; dağınık, kararsız ya da yarım kalmış hissi uyandırabilir. Bu eksiklik duygusunu bir yetersizlik göstergesi olarak okumak doğru olmaz. Bu durum, bir sürecin ve arayışın seyirciyle paylaşılmasının doğal sonucudur.
Yeni kurulan ve kolektif bir kumpanya olarak işleyen “Off Lab”in ilk çalışması olan Off Off İstanbul, tam da bu geleneğe yaslanarak kendini konumlandıran bir iş olarak karşımıza çıkar. Oyunun adı, seyirciye estetik bir referans sunmakla yetinmez; aynı zamanda ciddi bir beklenti yükler. “Off Off” ifadesi, merkezin uzağında kalmayı romantize eden bir duruştan çok, merkezin baskısını doğrudan bedende, üretimde ve ilişkilerde hissetmeyi ima eder. İstanbul gibi gençleri içine çekip dönüştüren, kimi zaman da geriye yorgunluk ve tükenmişlik bırakan bir şehirde bu iddia, kaçınılmaz olarak ağırlaşır.

Oyun, bir müzik grubunun tek bir gecede yeni bir albüm üretme çabasını anlatırken; gençlik, üretim, borç, sadakat ve şehirle kurulan gerilimli ilişki üzerine düşünmeye davet eder. Bu anlatı, romantik bir “birlikte üretme” masalından ziyade, zorlu ekonomik koşullar altında sanatın nasıl bir hayatta kalma stratejisine dönüştüğünü görünür kılar. İlhamın yerini zorunluluğun, coşkunun yerini temkinin aldığı bu zemin, oyunun en güçlü ve en dürüst başlangıç noktasıdır.
Ancak Off Off geleneğin doğası gereği, bu iddia niyet beyanları üzerinden ölçülemez. Alınan riskler kadar kaçınılan alanlar da değerlendirme sürecinin parçası hâline gelir.
Furkan Güder tarafından yönetilen oyunda, seyirci salona girdiğinde oyuncuların sahnede bulunması, aralarında fısıltılar, kısa bakışlar ve adı konmamış bir huzursuzluğun dolaşması, temsilin klasik anlamda bir başlangıç anı sunmaması Off Off estetiğe son derece yakışan bir tercih olarak belirir. Oyun bir işaretle ya da kesin bir eşikle açılmaz; sahnede bulunma hâli üzerinden varlık kazanır. Seyircinin tiyatroya dair alışıldık güvenli başlangıç beklentisi askıya alınır.
Bu tercih, gençliğe dair güçlü bir duyguyu çağırır: Hayatın çoğu zaman hazırlıksız yakalaması. Oyun, seyirciyi hazır olduğu bir anlatıya davet etmek yerine, hâlihazırda süren bir sürecin içine bırakır. Açılışta hissedilen bu kırılganlık ve belirsizlik, oyunun en canlı anlarından birini oluşturur. Fakat bu hâl, derinleştirilmek yerine erken terk edilir. Oysa bu eşikte daha uzun süre oyalanmak, seyirciyi rahatlatmak yerine huzursuzlukta tutmak, Off Off estetiğin vaat ettiği deneyime çok daha yaklaştırıcı bir etki yaratabilirdi. Açılışta kurulan gergin atmosfer, dramatik olarak derinleşmek yerine, daha tanıdık bir anlatı ritmine doğru evrilir. Bu durum, oyunun genelinde hissedilen temel bir ikiliği görünür kılar: Denemek isteyen bir yapı ile seyirciyi kaybetme kaygısıyla hareket eden bir sahne dili arasında gidip gelen bir salınım. Oyun, risk almak ister; fakat bu riskin yaratacağı rahatsızlıkla yüzleşme noktasında temkinli davranır.
Bir Müzik Grubu, Bir Kuşak Hikâyesi
Yaz (Deniz Bice), Âdem (Bartu Ayaz), Ozan (Nejat Yıldız) ve Hazal’dan (Güneş Arabul) oluşan KAT grubu, bireysel karakterlerin ötesinde, belirli bir kuşağın ruh hâlini taşıyan figürler olarak kurgulanır. Muğla’dan İstanbul’a gelmiş olmaları, basit bir mekânsal tercih olarak okunamaz. Bu hareket, merkez- çevre ilişkisini, “orada kalmak mı, buraya gelmek mi?” sorusunu ve bu sorunun beraberinde getirdiği ekonomik, duygusal ve etik yükleri sahneye taşır.
Albümün sızdırılmasıyla birlikte başlayan kriz, oyunun dramatik motorunu oluşturur. Konserlerine kısa bir süre kala, sıfırdan yeni bir albüm yapma kararı, yaratıcı emeğin geç kapitalist koşullar altında nasıl sıkıştırıldığını açık biçimde gösterir. Sanat burada ilhamla kurulan bir alan olmaktan çıkar; zorunlulukla ilişkilenen bir üretim biçimine dönüşür. Oyun, sanatsal üretimi romantize etmekten bilinçli biçimde kaçınır. Bu tercih, Dilara Kavasoğlu’nun kaleminden çıkan metnin güçlü damarlarından biridir.
Ancak bu güçlü dramatik önermeye rağmen, sahnedeki çatışmanın aynı sertlikte işlendiğini söylemek her zaman mümkün olmaz. Albümün sızdırılma sebebi ve sızdırılma şekli etik açıdan son derece keskin bir kırılma potansiyeli taşır. Buna karşın bu hamle, sahnede çoğu zaman duygusal bir yumuşaklıkla ele alınır. Grup üyelerinden birinin bu sırrı taşıma tercihi, büyük bir ahlaki gerilim alanı açabilecek bir durum yaratır; fakat dramatik yapı bu alanı zorlamak yerine çevresinden dolaşmayı seçer.

Bu noktada oyun, çatışmayı yoğunlaştırmak yerine dağıtmayı tercih eder. Anlatı akıcı ve izlenebilir bir hâl kazanır; ancak Off Off geleneğin vaat ettiği rahatsız edici deneyim sınırlandırılmış olur.
Müzikal Yapı: Organik Bir Güç Alanı
Off Off İstanbul’un müzikal yapısı, oyunun en güçlü unsurlarından biri olarak öne çıkar. Burak Bozkurt tarafından üretilen özgün şarkılar sahneye dışarıdan eklemlenmiş bir süsleme gibi durmaz; karakterlerin içinde bulundukları hâllerden doğar. Bazı diyalogların müzikle ilerlemesi, anlatının ritmini canlı tutar ve oyuncular arasındaki kolektif enerjiyi görünür kılar.
Ancak müzik, bu oyunda anlatıyı taşıyan bir araç olmanın ötesinde, zaman zaman bir koruma alanı işlevi de üstlenir. Çatışmanın sertleşebileceği anlarda müzik devreye girer; duygu yayılır, gerilim yumuşar. Seyirci sarsılmak yerine sarılmış hisseder. Bu tercih, oyunun insani ve sıcak bir atmosfer kurmasını sağlar; fakat Off Off estetiğin temel özelliklerinden biri olan seyirciyi rahatsız etme cesaretini yine geri plana iter. Bu noktada sorulması gereken temel soru şudur: Müzik, dramatik eylemi ileri taşıyan bir unsur mu, yoksa dramatik boşlukları örten bir perde mi? Off Off İstanbul bu soruya net bir yanıt sunmaz. Bu belirsizlik, bilinçli bir tercih olarak da okunabilir; dramaturjik olarak açılmayı bekleyen bir alan olarak da.
İstanbul: Atmosfer mi, Aktif Bir Güç mü?
Oyunun başlığında ve final şarkısında merkezi bir konuma yerleşen İstanbul, sahne üzerinde çoğu zaman geri çekilir. Şehir, birkaç replikte “kalınamayan”, “yoran”, “kirleten”, “havası, suyu kirli olan” bir mekân olarak anılır; fakat karakterlerin kararlarını doğrudan belirleyen aktif bir güç hâline tam anlamıyla gelmez. İstanbul burada daha çok bir atmosfer, bir şikâyet nesnesi olarak varlık kazanır.
Oysa Off Off geleneğinde şehir, çoğu zaman sahnenin asli aktörlerinden biri olarak işlev görür. Mekân, karakterleri zorlar; hareket alanlarını daraltır ya da genişletir. Off Off İstanbul’da şehir, bu potansiyeline karşın dramatik olarak yeterince kullanılmaz. Bu durum, oyunun başlığıyla sahnede kurduğu dünya arasında belirgin bir mesafe yaratır. Bu mesafe, oyunun değerini ortadan kaldırmaz elbet; fakat var olan iddiasını tartışmaya açar. Başlık, seyirciden büyük bir beklenti talep ederken, sahnedeki anlatı daha temkinli bir çizgide ilerler.

KAT: İmge, Tekrar ve Askıda Kalan Anlam
Sahne tasarımında ve görsel dünyada sürekli karşımıza çıkan “KAT” ismi, oyunun en merak uyandırıcı unsurlarından biridir. Graffiti yazıları, çarşaflar, tekrar eden görsel izler güçlü bir imgesel alan yaratır. Ama bu imgenin neye karşılık geldiğine dair metin içinde belirgin bir açılım yapılmaz.
Oyunun başından sonuna dek grubun adının ne anlama geldiğini öğrenemeyiz. KAT bir katman mı, bir sınıf mı, bir eşik mi, yoksa bir arada kalma arzusunun adı mı? Oyun bu soruları düşündürür; ancak bu soruların peşine düşmez. Off Off estetik, belirsizlikle çalışmayı sever. Ancak bu belirsizlik genellikle seyirciyi düşünmeye zorlayan bir boşluk üretir. Burada boşluk, askıda kalır. Bu durum, bilinçli bir tercih olarak okunabileceği gibi, dramaturjik olarak geliştirmeye açık bir alan olarak da değerlendirilebilir.
Seyirciyle Kurulan Güvenli Mesafe
Off Off İstanbul, seyirciyi büyük ölçüde izleyici konumunda tutar. Seyirci tanık olur, empati kurar; fakat etik ya da düşünsel olarak sahnenin içine çekilmez. Seyirciye bir sorumluluk yüklenmez, bir pozisyon almaya zorlanmaz.
Bu tercih, oyunun erişilebilir ve akıcı bir yapı kurmasını sağlar. Ancak Off Off geleneğin ayırt edici özelliklerinden biri olan seyirciyi konumlandırma cesareti burada sınırlı kalır. Seyirci güvendedir. Bu güven, oyunun insani tarafını güçlendirirken radikal potansiyelini zayıflatır.
Yorgun Bir Kuşağın Portresi
Peki Off Off İstanbul gençliğin ruhunu taşıyor mu? Evet; fakat bu ruh alışıldık anlamda asi, meydan okuyan ya da romantik bir gençlik imgesi sunmaz. Oyundaki gençlik borçlanmış, temkinli ve yorgundur. Büyük hayaller kurmaktan çok, mevcut kayıpları azaltmaya çalışan bir bilinçle hareket eder. Risk almak ister; ancak riskin bedelini fazlasıyla tanır.
Bu yönüyle oyun, geleceği fetheden bir gençlik mitini yeniden üretmez. Bugünü idare etmeye çalışan bir kuşağın ruh hâlini sahneye taşır. Oyunun en güncel tarafı tam da burada belirginleşir. İçinde bulunduğumuz politik konjonktürün ürettiği gençlik tam olarak böyledir.
Oyuncuların arasındaki olumlu enerji seyirciler tarafından tam olarak hissedilir. Dört oyuncu da oyun boyu bu enerjiden hiçbir şey kaybetmez. Oyuncuların mizansenlerine ek olarak şarkı söyleme performansları da takdire şayandır.

Sonuç Yerine: Bitmeye Direnen Bir Arayış
Off Off İstanbul, tamamlanmış bir sonuçtan çok, ciddi bir deneme olarak okunmalıdır. Cesur bir niyeti vardır; bu niyetin her noktada aynı sertlikle takip edilmediği anlar da bulunur. Oyunun müzikal yapısı, kolektif enerjisi ve sahne üzerindeki canlılığı takdiri hak eder. Aynı zamanda dramatik çatışmanın keskinleştirilmesi, İstanbul temasının derinleştirilmesi ve seyirciyle kurulan ilişkinin yeniden düşünülmesi, bu işin gelişebileceği alanlar olarak önümüzde durur.
Bu oyun, bitmiş olmaktan çok bitmeye direnen bir arayış gibidir. Ve bazen tiyatronun değeri, verdiği cevaplardan çok, sormaya cesaret ettiği sorularda saklıdır. Ekibin, Pax Sahne’de gerçekleştirdikleri ilk performanslarının demlenip daha çok gelişeceğine şüphem yok. Tiyatromuza yeni alanlar açan ve denenmeyeni deneyen gençlik cesareti iyi ki var.
NOT: Yazı içinde kullanılan fotoğraflar Kıvanç Şentürk tarafından çekilmiştir.