Orhun Atmış | Ed. Seda İstifciel
Arter ‘Yapım Aşamasında’
Arter, Dolapdere’deki yeni ve özel mimarisiyle bulunduğu konumda hemen ayırt edilen yeni binasına 2019 yılında geçti. Öncesindeyse İstiklâl Caddesi’nde bulunan, şu an yine bir sanat merkezi olarak yer alan Meşher’in mekânında ziyaretçileri ağırlıyordu.
İlk açıldığı zamanlardan bu yana Arter’in ince eleyip sık dokuduğu sergileri ilgi çekiyor. Şimdi ise yeni bir sergi, Arter’in eski ve yeni binalarının 15 yıllık üretim serüvenini ve bir sanat kurumunun hafızasını bir araya getiriyor.
Küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği “Yapım Aşamasında” sergisi, “statik” sergileme mantığını biraz esnetiyor. Şu an izlediğimiz ilk bölüm, 27 sanatçının 39 yapıtına ev sahipliği yapıyor. Ekim 2026’da sergi kabuk değiştirecek. Eserlerin birçoğu yerini yeni üretimlere bırakacak. Yani karşımızda, bizzat kendisi de “yapım aşamasında” olan, sürece yayılan bir yapı var.
Gelelim eserlere, sergi giriş ve -1. kat galerilerine ve binanın çeşitli kamusal alanlarına yayılıyor. Girişte dünyayla kurduğumuz ilişkiye dair eserler karşılıyor. İz bırakma, doğanın yeniden kurgulanması ve tarihyazımı gibi kavramlar etrafında dolaşan işler, Arter’in koleksiyon gücünü hatırlatıyor.
Ancak kişisel olarak daha çok ilgimi çeken kısım -1. kat oldu. Uzun uzun Arter’in binasının kendi inşa ve varoluş sürecini gözler önüne seren fotoğraflar, videolar ve soyut eserler dikkatimi çekti. İnşaat izlemenin çekiciliğinden midir bilinmez... Az önce fotoğraflarda “yapım aşamasını” gördüğüm merdivenlerden yürüyüp çıkmak insanda bir his yaratmıyor değil.
Sergide birçok usta sanatçının eserleri görülebiliyor. Bu eserlerden bir kısmı, Arter’in daha önceki sergilerden koleksiyonuna kattığı üç yüzü aşkın yapıt arasından seçilen eserler. Bu eserlerle sergiye özgü yeni üretimler bir araya getirilmiş. Füsun Onur’dan Sarkis’e, Ayşe Erkmen’den Cevdet Erek’e, Canan Tolon’dan Ali Kazma’ya kadar Arter’in üretim tarihine dokunmuş pek çok isim burada. Serginin en kıymetli yanı, Arter’in sadece bir sergi mekânı değil, sanatçının üretim sürecine dahil olan bir “laboratuvar” gibi çalıştığını belgelemesi.
Sergiye eşlik eden kitap, görsel ağırlıklı yapısıyla kurumun yayıncılık serüvenini, mimari tasarımını ve öğrenme programlarını da kayıt altına alıyor. Ekimdeki ikinci bölümle birlikte bu külliyata bir kitabın daha ekleneceğini de belirtelim.
İzmir’de Sanata Yeni Rota
Türkiye’nin üçüncü en büyük şehrinden de güzel haberler gelmeye devam ediyor. Arkas Sanat’ın İzmir genelinde kurduğu sanat rotasının yedinci durağı Lucien Arkas Sanat Merkezi geçen hafta kapılarını açtı. 2 bin 500 metrekarelik alana sahip merkez; uluslararası sergilerin yanı sıra öğrenme programları, konferanslar ve kültürel etkinliklerle İzmir’in çağdaş sanat yaşamına yeni bir alan kazandırdı. Açılış ise Fransa’nın en büyük sanat merkezlerinden Centre Pompidou ile yürütülen işbirliği kapsamında önizleme niteliğindeki bir sergiyle yapıldı. Açılışta önümüzdeki beş yıl boyunca şu an binası restorasyon halinde olan Centre Pompidou koleksiyonundan yılda iki sergiyi İzmir’de sanatseverlerle buluşturacağının müjdesi verildi.
Küratörlüğünü Anna Hiddleston’ın üstlendiği “Sonia&Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” sergisi, Robert ve Sonia Delaunay’ye ait iki yapıtla yaklaşan büyük seçkiden birer örnek niteliği taşıyor. Renk ve ışık üzerine geliştirdikleri yenilikçi yaklaşımlarla bilinen Delaunay çifti, modern sanat tarihinde dönüştürücü bir etki yaratmış isimler arasında yer alıyor. Paris avangardı içinde yeni bir soyut dili birlikte geliştiren öncü sanatçılar Sonia ve Robert Delaunay’nin üretimlerinden olan, Centre Pompidou’dan istisnai olarak ödünç alınan bu iki resim rengin olanaklarını radikal bir yaklaşımla araştırırken modern ve çağdaş sanatta renk ve ışık olgusuna odaklanan Lumina sergisine kavramsal bir önizleme sunuyor. Açılışta sergilenen bu iki eser, sanatçıların dinamizm, ritim ve ışıkla kurdukları özgün dili yansıtırken Pompidou işbirliğinin ölçeğini ve merkezin yeni dönem vizyonunu merakla bekletmeye başlıyor.