26 Mart 2026 Perşembe

Hayatın ‘Jungle’ı ve Birlikte Olma Halleri

Orhun Atmış  |  Ed. Seda İstifciel

Pilot Galeri’de “Wild Tales’


Pilot Galeri, 4 Nisan’a kadar Ece Ağırtmış’ın “Wild Tales” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Ağırtmış üretken bir sanatçı, geçen yıllarda da Pilot Galeri’de bireysel sergileri açılmış, Contemporary İstanbul dahil fuarlarda ve karma sergilerde yer almıştı. 

Ağırtmış’ın işleri ilgi görüyor ve seviliyor. Bunun nedenlerinin başında muhtemelen eserlerinin renkli, oyuncu ve insanın aşina olduğu geometrik formlarda olması geliyor. Sanatçının eserlerinde yer alan karakterler naif bir neşe taşıyor, oyuncağı andırıyor. Eserleri genelde ahşap heykellerden oluşuyor. “Wild Tales” sergisi de sanatçının “hayatın jungle’ı” (ormanı) metaforu üzerinden büyüme sürecini ve yetişkinliğin zorluklarını hayvan figürleri üzerinden anlatıyor. Ağırtmış, bu sergide insan figürünü doğrudan kullanmak yerine, masal ve fabllardaki gibi hayvan temsilleri aracılığıyla bir anlatı kuruyor. Hayvanlar burada yalnızca doğadaki varlıklar değil, bireyin büyürken, iş hayatına atılırken, toplumla temas ederken ve kendi sınırlarıyla yüzleşirken karşılaştığı deneyimlerin simgesine dönüşüyor. 

Önceki işlerinde daha çok insanımsı karakterler görülürken bu sergide vahşi hayvan figürleri (aslanlar, kuşlar, yılanlar) ön planda. Bu figürler, insanın içindeki ilkel dürtüleri ve toplumsal hayattaki rollerini simgeliyor. 


Serginin en dikkat çekici parçalarından biri, sanatçının kendi karakter dünyasıyla yeniden yorumladığı ahşap guguklu saatler. Bu, zaman kavramına ve rutinin absürtlüğüne bir gönderme niteliği taşıyor. “Time to Grow Up” eseri guguklu saat formu üzerinden çocukluk ile yetişkinlik arasındaki eşiği kurguluyor. Katmanlı yüzeyi ve ev içi dekoratif diliyle güvenli bir iç mekân hissi yaratırken doğanın temsilleri bu alanın içine sızıyor. Saatten çıkması beklenen kuş artık yerinde değil; kısmi göç eden ispinoz uçmuş. Zaman yalnızca akıp gitmiyor, aynı zamanda büyümeye zorluyor... “Time to Fly Away” ise bu anlatıyı mekâna taşıyor. Guguklu saatin çatı kısmından çıkmış gibi konumlanan büyük kuş, tavandan asılı formuyla özgürlük, kopuş ve kaçış ihtimalini fiziksel bir harekete dönüştürüyor. İç mekân ile doğa arasındaki sınır burada askıda kalıyor.

“Play & Prey” eseri de güç ilişkileri ve av-avcı dinamiğini görünür hale getiriyor. Bir tarafta kedi, bir tarafta kurbağa tablosu yer alırken ikisinin ortasında ve bakışlarının hizalandığı konumda ağırtmışın alışılmış ahşap heykellerinden biri sinek formunda adeta av olmayı bekliyor. Eserin isminden de anlaşılacağı ve kedi besleyenlerin de tahmin edeceği üzere kedi belki de sineği oyun olarak görüyor, muzır bir bakışı var. Kurbağa için ise bir avdan başka bir şey değil o sinek. 


Şehrin içinde karşılaşmalar

Gittikçe yaygınlaşan bir biçimde, sergiler sadece gidip izleyebildiğiniz, bazen sıkıcı bile gelebilen galeri duvarlarından çıkmış durumda. Yaşayan duvarlarda, insanların birbirleriyle sohbet etmeye geldiği kafelerde ya da yemek yemek için bulunduğu restoranlarda sergilerin açılmasının en önemli nedenlerinden biri sosyal medyanın yaygınlaşması olabilir. Tabii ki yemek yemeye ya da uzun uzun sohbet etmeye gittiğiniz bir mekânda her duvarda bir eser görmek keyif verici. Bir de bugünkü çağda çekildiğiniz fotoğraflarda arkanızda etkileyici eserler olduğunu düşünün...

Nişantaşı’nda açılan yeni bir mekân da bu sosyal etkileşimin oldukça yüksek olduğu bu ortamı eserlerle gerçek anlamda “değerlendiriyor”. Tango & Cash isimli mekân, küratörlüğünü Nilay Yerebasmaz’ın üstlendiği, Cemre Çankaya, Deniz Pelister, Feyza Şahiner, Kirkor Dabanyan, Serap Alakaz ve Umut Yalım’ın çalışmalarını bir araya getiren “Passing Through” sergisine 19 Nisan’a kadar ev sahipliği yapıyor. “Passing Through”, kent yaşamının akışı içinde bireyin görünürlük, karşılaşma ve kendini ifade etme biçimlerine odaklanıyor. Günümüz şehir hayatında restoran ve barlar, yalnızca bir araya gelme alanları değil, ilişkilerin kurulduğu, deneyimlerin paylaşıldığı ve sosyal etkileşimin sürekli yeniden üretildiği canlı sahnelere dönüşüyor. Sergi, bu ortamın yarattığı enerjiden hareketle, birlikte olmanın dinamizmini, sosyal etkileşimin sürekliliğini ve bireyin topluluk içindeki varoluşunu ele alıyor. Farklı disiplinlerden eserler; görünürlük, yakınlık ve aidiyet kavramlarını ortak bir zeminde buluştururken mekânın iki katlı yapısı bu deneyimi mekânsal bir ritme dönüştürüyor. Alt kattaki hareketli bar atmosferi ile üst kattaki daha sakin alan arasındaki geçiş, ziyaretçilere sosyal yaşamın farklı yoğunluklarını eş zamanlı olarak deneyimleme imkânı sunuyor.


Yorumunuzu bırakın