Eda Çamlı | Ed. Seda İstifciel
Haftalık Sanat Haberleri (9 Şubat- 15 Şubat) :
Büyülü Kaçış
Seda Hepsev’in “Büyülü Kaçış” başlıklı kişisel sergisi, 28 Şubat’a kadar x-ist’te sanatseverlerle buluşuyor.
Masal ve mitlerde kahramanın sihirli bir dönüşümle tehlikeden kurtulduğu “büyülü kaçış” anlatısından yola çıkan sergi, kaçışın dramatik anına değil; dönüşümün gerçekleştiği belirsiz, askıda kalan eşiğe odaklanıyor. Hepsev, büyülü kaçışı bir kurtuluş hikâyesi olarak değil; bedensel, mekânsal ve zihinsel bir hâl değişimi olarak ele alıyor. Bu eşik, tamamlanmış bir varıştan çok süreklilik, geçicilik ve hareket fikri etrafında şekilleniyor.
Sergide kullanılan kumaşlar çoğunlukla bağış yoluyla ya da Zürih’teki ikinci el pazarlarından temin ediliyor. Bu malzeme seçimi, serginin kavramsal arka planını belirleyen kişisel bir anekdotla kesişiyor: Bir çocuğun çizdiği kanatlı figürün, yetişkinler tarafından “peri” ya da “kelebek” olarak yorumlanmasına karşın aslında bir sinek olması, toplumsal cinsiyet kodlarını ve göçmen bir çocuğun zihninde yer eden dirençli varlık imgelerini görünür kılıyor. Bu karşılaşmanın ardından Hepsev, kumaşları ağırlıklı olarak göçmen topluluklardan, aile bireylerinden ve yakın çevresinden toplamaya başlıyor. Kumaşlar böylece yalnızca birer malzeme değil; bedene, eve, dile ve geçmişe ait taşıyıcılara dönüşüyor.
Sergideki formlar bilinçli bir kesinlikten kaçınarak, dönüşüm ve geçiş hâllerini çağrıştıran akışkan yapılar olarak mekânda askıda kalıyor. Burada dönüşüm, bir sonuca ulaşan eylem değil; kesintisiz, süreklilik gösteren bir süreç olarak düşünülüyor. “Büyülü Kaçış”, hafızayı yalnızca geçmişe değil, geleceğe ve yeniliğe açılan dönüştürücü bir alan olarak ele alarak izleyiciyi bu süregiden hâl değişiminin içine davet ediyor.

*Görsel, x-ist resmi web sitesinden alınmıştır.
Çiçeklenen Yokluk
Gülnihal Kalfa’nın “Çiçeklenen Yokluk” başlıklı kişisel sergisi, 21 Mart’a kadar Ka’da sanatseverlerle buluşuyor.
“Çiçeklenen Yokluk”, tanıdık olanın usulca yer değiştirdiği, sessiz ama sarsıcı bir karşılaşma alanı açıyor. Kalfa’nın resimleri, insanın bazen tam da sevdiği şeyin içinde yabancılaşmasının izini sürerken, bazı hatıraların ve hikâyelerin ancak tam anlatılmadıklarında gerçek kalabildiğini hatırlatıyor. Sergi, yokluğun bastırılması ya da doldurulması gereken bir boşluk değil; olduğu yerde bırakıldığında filizlenen bir varlık hâli olabileceğini öneriyor.
İlk bakışta sakin bir atmosfer sunan resimlerde mavi, bir renk olmaktan çıkarak bir iklim, bir eşik, bir duygu alanı hâline geliyor. Renk çeşitliliği geri çekildikçe bakış; ışığa, dokuya ve resmin kurduğu içsel gerilime yaklaşıyor. Romantik edebiyatın “mavi çiçeği”ni anımsatan bu dünya, izleyiciyi tatlı bir kaçıştan çok arayışın bedeliyle yüzleştiriyor: Değişimin kaçınılmazlığıyla.
Otoportrelerde kimliğin kırılganlığı ve çoğulluğu belirginleşiyor. Sahnenin içinde fazladan bir sessizlik, tanıdık olanın içine sızan bir yabancılık hissi dolaşıyor. Yaşam ve ölüm, doğum ve sonluluk aynı yüzeyde yan yana duruyor. Mavi, hem bir yakınlık hem de bir mesafe yaratıyor; hem davetkâr hem de sınırlayıcı.
Kalfa’nın resimleri, çocukluktan taşınan iki farklı hafıza alanını bir araya getiriyor: Biri güven, şifa ve korunma hissiyle; diğeri ritüeller, işaretler ve tekinsiz bir merakla örülü. Gündelik nesneler, tam da sıradanlıkları nedeniyle gizemli bir hâl kazanıyor. “Çiçeklenen Yokluk”, bu iki alanı aynı sevginin içinden doğan farklı duygular olarak yan yana getirirken, izleyiciyi tanıdık olanın yer değiştirdiği bu sessiz dönüşüme tanıklık etmeye çağırıyor.

*Görsel, gulnihalkalfa resmi instagram hesabından alınmıştır.
Untold Tales
Yonca Saraçoğlu’nun “Untold Tales” başlıklı sergisi, 27 Şubat’a kadar Galeri Işık Teşvikiye’de izleyiciyle buluşuyor.
Sanatçının yeni dönem yağlı boya resimlerini heykel çalışmalarından seçili eserlerle bir araya getiren sergi, anlatılmamış hikâyelerden oluşan katmanlı bir anlatı alanı kuruyor. Saraçoğlu, bu seride üslubunu kavramsal ve biçimsel olarak yeni bir estetik eşikte yeniden konumlandırıyor. Önceki dönemlerde kullandığı geniş renk paleti yerini, daha sınırlı ama yoğun bir renk kullanımına bırakıyor. Bu bilinçli sadeleşme, hafızaya yönelen buğulu ve puslu imgeler aracılığıyla güçlü bir atmosfer yaratıyor.
“Untold Tales”, eksik bırakılmış hikâyelerin yokluğundan değil; onların tüketilmeye direnç gösteren varlığından besleniyor. Sessiz ama derin bir anlatı sunan sergi, izleyiciyi söze dökülemeyen, dile tam olarak yerleşmeyen anlamların izini sürmeye davet ediyor. Mekânını ve öznesini yitirmiş imgeler, belirsizlik içinde var olmaya devam ediyor.
Saraçoğlu’nun resim ve heykellerinde karşılaşılan figürler, net bir anlatı sunmaktan kaçınarak sezgisel bir dolaşıma alan açıyor. Sanatçı, düşsel ve gerçek arasında salınan bu evrende, kaybolmayı ve aramayı eş zamanlı bir deneyime dönüştürüyor. “Untold Tales”, anlatılmayanın sessiz gücünü görünür kılarak izleyiciyi kendi hafıza labirentlerinde dolaşmaya çağırıyor.