Artist: Hilal Topkan | Ed. Seda İstifciel

‘Bir Sanatçı Bir Hikaye’ temalı Artist Spotlight yazı serisinde, her hafta bir sanatçının üretim pratiğine ve sanatsal yaklaşımına odaklanacağız.
Decollage Art Space olarak başlattığımız açık çağrı ile her sene ODAK sergisinde yeni ve henüz geniş kitlelere ulaşmamış sanatçılara alan açıyor, bu sanatçıların üretimlerini nitelikli bir sergileme alanında izleyiciyle buluşturuyoruz. Profesyonel bir bağlamda temsil edilmelerini sağlamak ve uzun vadeli bir sanat yolculuğuna eşlik ederken "Artist Spotlight" yazı serimiz ile de onları yakından tanıma fırsatı yakalıyoruz.
Kurum olarak sanatçılarla sanat ekosistemi arasında sürdürülebilir ve nitelikli bağlar kurmayı önemsiyor, bu röportajlar ile sanatçıların profesyonel sanat süreçlerini geniş kitlelerle buluşturmayı arzuluyoruz. Artist Spotlight serisinin, güncel sanat ortamında karşılaşmalara alan açarak güçlü bir ağ kurmanın da zeminini hazırlayacak bir platform olmasını hedefliyoruz.
Artist Spotlight ‘Bir sanatçı bir hikaye’ projemizin bu serisinde “ODAK'25” sergimizde yer alan sanatçılarımız ile konuştuk.
Öncelikle sizi kısaca bir tanımak isteriz. Bize kendinizden biraz bahseder misin?
Merhaba, ben Hilal Topkan. 2001 yılında Samsun’da doğdum. İstanbul’da Dr. Kemal Naci Ekşi Anadolu Lisesi'nde okurken radikal bir kararla yetenek sınavına hazırlanmak istedim ve bu hedefimi daha çok çalışarak gerçekleştirebilmek için son senemde açık öğretime geçtim. Dolayısıyla Açık Öğretim Lisesi mezunuyum. 2019 yılında Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümünü kazandım. 2022 senesinde evlendim. 2024 yılında fakülte ikincisi olarak mezun oldum. Yüksek Lisans eğitimime Düzce Üniversitesi’nin Resim bölümünde devam ediyorum. “Çağdaş Sanatta Mahremiyet ve Kimlik Bağlamında Ev” adlı bir tez yazıyorum. Bu aralar tezim dolayısıyla daha çok ev üzerine iş üretmekteyim.
Sizin için sanat nedir? Sanatla kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz?
Benim için sanat, aidiyet, kültür, kimlik, mahremiyet ve maneviyat temsilidir. Her sanatçı kendi kimliğini, kültürünü, inandığı ve önem verdiği şeyleri işlerinde anlatır. İzleyicinin esere baktığında kendi kimliğinden izler bulabilmesi ve aidiyet kurabilmesi benim için önemlidir. İşin yolculuğunun o zaman anlam kazandığını ve sanat haline geldiğini düşünüyorum. Sanatla kurduğum ilişki gündelik yaşamı idealize etmeden, romantize etmeden olduğu gibi gerçeklerin yansıtıldığı mekânlar üzerinden ilerlemektedir. Mekan, insan figürü olmaksızın, insan yaşamının izlerini kaydeden sessiz bir özne olarak ele alınır; eşya ve mekan üzerinden bellek okunur. Bu mekânlar sosyolojik ve kültürel sınıfın bir deşifresi haline gelir.

“Mahallenin Hafızası”, 100x160 cm, tuval üzerine akrilik boya, 2024
Üretim sürecinde sizi en çok besleyen anlar hangileri? Hangi anlarda üretimin kendiliğinden aktığını hissediyorsunuz?
Üretim sürecimde beni en çok besleyen anlar içinde bulunduğum mekânları gözlemlemek olabilir. Her gittiğim yerde insanların eşyalarını, evlerinin dekorasyonunu inceleyerek o insanlar hakkında çıkarım yapmaya çalışırım. Yaşanmışlığı fazla olan evlerin anlatacak çok hikayesi vardır. Herkesin hikayesi farklıdır buna rağmen hepsi ortak bir noktada birleşir; insan olmak. Beşer olmanın kusuru eşyalara nükseder ve eşyalar da zamanla beşerleşir. Hani bazı eşyalar veya mekânlar vardır size birini hatırlatır işte o anlar beni çok etkiler. Mekânın fotoğrafını çekerim ve başka bir zaman hissettiğim duygu ile resmetmeye çalışırım. Amacım realist çizmek değil duyguyu aktarmaktır. Ve üretim böyle anlarda kendiliğinden akar.

Kişisel yaşam deneyimleriniz bugünkü üretim pratiğinizi nasıl belirledi ve bu pratiği ileride hangi yeni ifade yollarıyla genişletmek istiyorsunuz?
Pandemi dönemini herkes gibi ben de yaşadım. Bu dönemde lisans 2. Sınıftım ve hocalarımız bizden kendi hikayelerimizi başlatacak resimler çizmemizi istiyordu. O dönemde annemin eski vitrinini, kahvaltı sofrasını, akşam yemeği sofrasını, evin çizebildiğim tüm köşelerini çizdim. Sonrasında fark ettim ki benim resimlerimde aslında yaşanmışlık, bellek izi ve kültürel bir aidiyet temsili, kimlik temsili var. Mesela çizdiğim vitrinler annemi temsil ediyor, sofra ise ailemi, orada yapılan sohbeti temsil ediyor. Resimdeki yer sofrasının üstüne konan sini bile benim hakkımda, ailem hakkında çok şey söylüyor. Pandemiden sonra ise evlendim ve daha çok Düzce’nin mahallelerinden kesitler çizmeye başladım. İstanbul ve Düzce birbirinden çok farklı şehirler, bu farklılık resimlerimde hemen hissedilir oldu. Eşim mahalle kültürü ile büyümüş biri fakat ben öyle değilim. Bu mahalle kültürü bana çok cazip geldi ve kendimi oradaki insanların evlerini, sokaklarını, balkonlarını çizerken buldum. Mantık yine aynıydı insanın yaşam izlerini sürüyordum. Mahalle ile biraz daha arabesk bir kültür resimlerimde görünmeye başladı ve bunu çok sevdim. Böylelikle bu iki şehir benim üretimimi etkileyen kilit noktalar oldu. Bu üretim pratiğini ileride enstalasyon, fotoğraf, video, performans ve çağdaş sanatın daha bir çok disipliniyle geliştirmek istiyorum.
Sanatınızda geliştirdiğiniz dilin oluşum aşamalarını dinlemek isteriz; üslubunuzu belirleyen temel yaklaşımlar neler?
Aslında bir önceki soruda bu oluşum aşamalarının bir kısmından bahsettim. Diğer bir kısmı ise kağıt ve tuvalden farklı yüzeylere resim yapmaya başlamamdır. Yüksek lisansa geçtiğimde artık işlerimi biraz daha çağdaşlaştırmam gerektiğini düşündüm ve farklı yüzeylere resim yapmayı denedim. Bu farklı yüzeyler de benim özellikle seçtiğim hikayesi olan nesneler oldu. Mesela sergide yer alan kaşıklar eşimin ailesi tarafından yıllarca kullanılmış, kayınvalidemin çeyizinden alınmadır. Üzerlerine resim yaptığım ağaç kabukları yine eşimin ailesinin yıllarca kaldığı yayla kulübesinin etrafında bulunan ağaçların kabuklarıdır. Yani üslubumu belirleyen temel yaklaşımlardan biri buluntu nesne üzerine değil hikayesi olan nesneler üzerine çalışmamdır.

“Vitrindeki Gelin Çiçeği”, 2021, kağıt üzerine suluboya, 30x21 cm
Bir fikri 'bu artık esere dönüşmeli' dedirten o kıvılcım sizde nasıl oluşuyor?
Uzun süredir düşündüğüm fikirler oluyor aslında, bu fikirlerin çalıştığım konu ile uyumunu düşünüp ona göre karar veriyorum. Fakat fikirleri uyguladıktan sonra düşünmeyi daha çok tercih ederim. Çoğu zaman aklıma gelen fikirleri “Yapsam nasıl olur?” diye düşünmektense yapıp görüyorum. Ve eğer sonuç çalıştığım kavramla uyuşan ve onu iyi yansıtan bir işe dönüşüyorsa artık bu bir eser oluyor. Yani “Bu fikir esere dönüşmeli” diye düşünmektense fikri uyguladıktan sonra “Bu eser oldu mu?” diye düşünüyorum.
Sanatsal üretiminizde ileride hangi meseleleri merkeze almayı düşünüyorsunuz?
İleride travmalarımı ele alarak tekinsizlik kavramıyla işlemek istiyorum. Bireysel gibi gözükecek fakat her izleyicinin kendinde bir şey bulacağından eminim. Sosyal anksiyete, bireysel sınırları koruyamama, fiziksel kusurlardan duyulan rahatsızlık, kendini sevememe gibi çoğumuzun yaşadığı şeyler olacak.
Son olarak ODAK deneyimi nasıldı? İzleyicilerden aldığınız dikkat çeken geri dönüşler oldu mu? Bu yılın teması “YANSIMA” sizin sanatınızda nasıl bir yere dokundu?
ODAK benim için çok güzel bir deneyimdi. Sanatımı daha fazla izleyicinin görebilmesi için iyi bir fırsattı. Ve amaçladığım gibi işlerim, izleyiciye tanıdık gelen mekânlardan ve seçtiğim kaşıklardan dolayı aidiyet hissi yaratarak anlamlı bir bağ kurdu. Kaşığın üzerine resim çizmem çoğu kişiyi şaşırttı ve sıra dışı geldi. Genel olarak güzel geri dönüşler oldu bu yüzden çok mutluyum. Yansıma teması benim sanatımla çok uyumluydu. Kaşık serisinde fiziksel bir yansımayı resmetmemin yanı sıra işlerimde genel olarak kültürel ve sosyolojik kimlik, aidiyet, mahremiyet, maneviyat, bellek temsillerini izleyiciye yansıtma çabamla da uyumlu olduğu için çok anlamlı bir yere dokundu. Sanatımda bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum.